Yükleniyor

Mersin Kent Tarihi

MERSİN KENT TARİHİ

Yapılan çeşitli kazılar, Mersin bölgesinde Neolitik (Yeni Taş Devri) ve Kalkolitik (Bakır Taş Devri) çağlardan beri, yerleşimin olduğunu göstermektedir.

Bölgenin bilinen en eski adı Kizuvatna’dır.  Bölge  Hitit devrinde Que (Kue), MÖ 13. yüzyıla inen Mısır kayıtlarında  “Kedi” ya da “Kode” isminin çeşitli söylenişleriyle anılmaktaydı.  Kilikia (Cilicia) ismi ilk kez MÖ 8. yüzyılda Asur dokümanlarında görülür. Kilikya’da, adını bölgeden alan ve bütün dünyaya ticareti yapılan Cilicium denilen keçi kılından kaba dokumalar  üretiliyordu. Bu bölgeye buna izafeten bu ismin verildiği söylenmektedir.  Bölgenin yazılı tarihi Hititlerle başlamaktadır.

 

 

Mersin ve çevresi Kilikya olarak tanınmakta, coğrafi açıdan  ovalık ve dağlık Kilikya olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Dağlık Kilikya’ nın sınırları Manavgat Çayından Limonlu’ ya  kadar uzanan bölgeyi, Ovalık Kilikya ise Limonlu’ dan Amanos Dağlarına kadar olan alanı kapsıyordu. Bu bölgeler, bugün Taşeli ve Çukurova adını taşımaktadırlar.

 

Tarsus Gözlüküle ve Mersin Yumuktepe’de yapılan kazılar, bölgenin  tarihte önemli bir merkez olduğunu göstermektedir. Gözlükule ve Yumuktepe’de gerçekleştirilen kazılarda İslam Uygarlıklarından Neolitik Dönem’e kadar 33 katmandan oluşan bulgulara rastlanmıştır. Bu bölgenin Yukarı Mezopotamya’dan Orta ve Batı Anadolu’ya yönelik geçiş yolu üzerinde olması, yörenin çok sık el değiştirmesine neden olmuştur.

 

Sırasıyla  Luvi, Kizzuwatna, Hitit, Firig, Urartu, Asur, Babil, Lidya, Pers, Makedonya, Seleukos, Roma, Bizans ve İslam hakimiyetine giren Mersin, bir çok medeniyetin izlerini taşımaktadır. Bölge 11.yy.da Selçuklu, 14.yy.da Karamanoğulları ve Ramazanoğulları ve 15.yy.da Osmanlı İmparatorluğunun denetimine girmiştir. Bu arada Aiollar ve İonlar bölgenin çeşitli noktalarında ticaret iskeleleri ile yerleşim birimleri kurmuşlardı

 

Batı Kilikia’da MÖ 8.yüzyıl sonu – MÖ 7.yüzyıl başlarında Hellen kolonizasyon hareketleri görülmektedir. Samos’lular Kelenderis’i ve Nagidos’u, Aegina’lılar Aphrodisias’ı, Lindos’lular da Soloi ve Tarsos’u kurmuşlardır.

 

Kilikia bölgesinde MÖ 6.yüzyılda önce Pirundu yerel krallığının hüküm sürmüştür. MÖ 6.yüzyıl başlarında başkenti Ura şehri olan Pirundu krallığı Lamos (Limonlu) ve Kalykadnos (Göksu) nehirleri arasında güçlenmiştir. Bu güç, MÖ 557 yılında Babil Krallığı tarafından yıkılmış, bu durum MÖ 546 yılına kadar bölgeyi yöneten bağımsız Syennesis sülalesine yaramıştır.

MÖ 528 tarihinde Anadolu’yu istila eden Perslerin eline geçen Kilikia’da, bölge yine  yerli bir sülale tarafından yönetilmiş ve Persler’e  vergi vermekle yükümlü kılınmıştır.

MÖ 5. ve 4. yüzyılda Pers egemenliğine rağmen özellikle Kelenderis (Aydıncık), tarihinin parlak dönemlerinden birini yaşamıştır. Attika-Delos Deniz Birliği’nin en doğudaki üyesi olma özelliğini elde eden bu kentin ismi aynı zamanda MÖ 425 yılındaki Atina vergi listelerinde de görülmektedir.

Klikya, MÖ 527’de Yunanlıların,  MÖ 334 yılında ise Büyük İskender’in egemenliğine girmiştir. İskender’ in ölümünden sonra yöre, İskender’in komutanlarından Seleukos Nicator’ un eline geçmiş ve Seleukoslar Krallığının bir parçası olmuştur.

MÖ 261-246 yılları arasında Klikya, Mısır Hükümdarı Batlenios Ogustos tarafınan ele geçirilmiştir. MÖ 66 yılında Roma İmparatorluğu Komutanlarından Pompeius, Mersin ve çevresini zapt ederek, korsan faaliyetlerine son vererek  Soli şehrini kendi adına izafeten kurmuştur.

Ünlü hatip Ciceron Roma tarafından, MÖ 51 yılında Kilikya’ ya vali olarak atanmıştır. MÖ 48 yılında Julius Caesar Tarsus’ a gelmiş ve Kıbrıs adasını  Kilikya bölgesine bağlamıştır.  Caesar’ dan sonra, doğu bölgesinin yönetimini üstlenen Marcus Antonius, MÖ 44 yılında Tarsus’ta Mısır Kraliçesi Kleopatra ile buluşarak Roma ve Mısır ittifakını sağlamıştır.

Roma İmparatorluğunun ikiye ayrılmasından sonra yöre Doğu Roma İmparatorluğu içerisinde kaldı. Bilahare yöre Bizans hakimiyetine geçti.

Birinci yüzyılda doğan Hıristiyanlık, Kilikya’ da hızlı bir şekilde yayılmış ve bölgede çok sayıda manastır ve kilise inşa edilmiştir.

  1. Yüzyıldan Osmanlıların fethine kadar bu bölge, Müslüman Araplar, Abbasiler, Mısırlı Tolunoğulları, Selçuklular, Moğollar, Haçlılar, Ermeniler, Memluklular, Ramazan oğulları ve Karaman oğullarının hakimiyetinde kalmıştır.

Mersin, Müslüman Arapların Halife Osman zamanında 637 yılında bölgeye ulaşan ilk akınlarından 965 yılında Bizans’ın tekrar egemen olmasına kadar, yaklaşık 25 kez el değiştirmiştir.  Ancak 637 yılından itibaren Mersin, Hıristiyanlığın yanı sıra İslam kültürünün silinmez izlerini de taşımaya başlamıştır.

853 yılında  Abbasi Halifesi Sultan Mehdi, Mersin ve çevresini  ele geçirmiştir.1082-1083 yıllarında Selçukluların denetimine giren bölge, kısmi olarak Haçlı istilasına uğramıştır. Selçukluların zayıflaması ile bölge Karamanoğulları’nın denetimine geçmiştir.

Fatih Sultan Mehmet döneminde (1474) Silifke Gedik Ahmet Paşa tarafından Osmanlı topraklarına katılmıştır.  Ovalık Kilikya olarak adlandırılan bölüm ise 1516 da Osmanlı İmparatorluğuna bağlanmıştır.

Bölgenin bu kadar zengin tarihi geçmişine karşılık Mersin Kent Merkezi 1830’lı yıllarda bir balıkçı köyü hüviyetindeydi ve birkaç barakadan ibaretti.

Mersin adının nereden geldiği konusunda farklı görüşler ileri sürülmektedir. Bu bölgede yetişen  Myrtus-Mersin ağacı nedeniyle bölgeye Mersin adı verildiği söylenmekle birlikte Mersin adının, bu bölgede yaşayan “Mersinoğlu” adındaki bir Türkmen aşiretinden geldiği görüşü de yaygındır. Evliya Çelebi’de Seyahatname’sinde bu  bölgede yetmiş hanelik bir Türkmen Kışlağının bulunduğunu ve  adının da Mersinoğlu olduğunu belirtmiştir. Mersinoğlu aşireti nedeniyle, Mersin adına Anadolu’nun çeşitli yörelerinde rastlamak mümkündür. Örneğin; İzmir, Ordu ve Trabzon’da Mersin, Mersinlik adında köyler bulunmaktadır.

1832′ de bölgeyi ele geçiren Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın oğlu  İbrahim Paşa, 8 yıl bölgeyi bağımsız bir eyalet olarak idare etti. Tarım alanlarını ekmek için Suriye, Lübnan ve Mısır’dan fellahlar yani tarım tekniğini bilen çiftçiler getirtti.

1839 yılında Tanzimat Fermanın ilanı ile Gayri Müslim azınlıkların Osmanlı topraklarında ticari imtiyazlara kavuşmaları, Mersin’in geleceğinin şekillenmesinde en önemli gelişme oldu. Rumlar başta olmak üzere, Maruni Arap Hıristiyanlar, Ortodoks Araplar, Latin Katolikler, Yahudiler, Mersin’e gelip yerleşmeye başladılar.

1854 yılında patlak veren Kırım savaşı sırasında, İtalyan Piyemento hükümeti, Osmanlı yönetimine asker göndererek yardım etti. Padişah bunu karşılık Mersin’de ticaret yapmaları için İtalyanlara imtiyaz tanıdı. 1855’den sonra İtalyan Levantenler Mersin’e akın etmeye  başladılar.

1859 yılında yapımına başlanan Süveyş Kanalında kullanılan sedir ağaçları, Torosların eteklerinden kesilip, Mersin iskelesinden gemilerle taşındı. Sedir ağaçların kesilip, tomruk haline getirilmesi, iskeleye taşınması ve gemilere yüklenmesi çok büyük bir işgücünü ortaya çıkardı. Başta Tarsus, Adana, Silifke gibi civar il ve kazalardan olmak üzere, dağ köylerinden binlerce insan buralarda çalıştı. Dağ köylerinin yavaş yavaş sahile inmeleri bu yıllarda oldu.

1860’lı yıllarda Lübnan meydana gelen karışıklıklar nedeniyle, pek çok Maruni aile Mersin’e gelip yerleşti. 1889 yılında Girit’ten 70 aile bugünkü İhsaniye Mahallesine yerleşti.

1861 yılında Amerikan İç savaşı başladı. Avrupa pamuk ticareti İngilizlerin  elindeydi. İç savaş nedeniyle Amerika’da pamuk ekimi daraldı ve dünyanın çeşitli bölgelerinde pamuk ekim alanları arayışı başladı.  Çukurova ovanın iklim ve toprak yapısı açısından pamuk ekimine son derece elverişli olması nedeniyle bu bölgelerde pamuk ekimleri başladı. Üretilen malların işlenmesi ve dış dünyaya ulaştırılmasında Mersin İskelesi kullanıldı. Süveyş Kanalının yapımı esnasında gerekli sedir ağacı ticareti, Kırım Savaşı sırasında  ihtiyaç duyulan tahıl nakli ve Çukurova’da ekilerek işlenen  pamuk, bölgenin tek iskelesine sahip olan Mersinoğlu Köyünden dünyaya nakledildi.

Suriyeli çiftçi (Fellah) Nusayri Araplar, Lübnanlı Maruniler, Ortodoks Araplar, Lazkiye’li Sünni  Araplar, Gayri         Müslimlere sağlanan ticari imtiyazlar nedeniyle İtalyan Levantenler, İngiliz ve Fransız bankacılar, Kıbrıslı Türkler, mübadele yasası nedeniyle Giritli Türkler, Orta Anadolu, Tarsus ve Toroslardan  pek çok insan, bu dönemde Mersin’e yerleştiler ve Mersin’i farklı kültürler kenti yaptılar.

Dünyada birbirinden bağımsız bir şekilde gelişen bu olaylar, Mersin’in çok hızlı bir şekilde gelişmesini sağladı.

1830’lu  yıllarda Gökçeli Bucağına bağlı 1000 nüfuslu bir köy olan Mersin hızla gelişerek, 1852 yılında Tarsus’a bağlı Bucak, 1864 yılında Gökçeli, Elvanlı ve Kalın nahiyelerinin birleşmesi ile Adana’ya bağlı  Kaza, 1888 yılında Sancak, 1894 yılında Mutasarrıflık ve 1924 yılında Vilayet oldu.

1876 yılında Adana Mersin Karayolu, 1880 Belediye kuruldu.1886 yılında Adana-Mersin demiryolu   yapıldı,1886 Ticaret Odası kuruldu, 1888 yılında gelişen ticaret sayesinde   Ziraat Bankası, Selanik Bankası  ve  Osmanlı Bankalarının Şubeleri açıldı. Die Deutsche  Orientbank, La Banque Française de Syrie, Atina Bankası gibi başka  bankalar da o yıllarda Mersin’de faaliyet göstermeye başlamıştı.

1890’lı yılların sonunda Mersin artık bir köyden bir ticaret başkentine dönüşmüştür. Başta Rusya, Fransa ve İngiltere olmak üzere tam 12 Avrupa ülkesi Mersin’de konsolosluk açarlar.

1900’lü yılların başlarında Ortodoks, Katolik ve Marunilere ait 3 kilise, bir Havra ve 3 cami

faaliyete geçer. Farklı etnik kökenlere  ve farklı dinlere mensup insanlar, bu coğrafyanın inanç

ve   kültür mirasında varolan hoşgörüyü en güzel biçimde sergilerler. Mersin; Dünya’da

başkaca örneği olmayan, Hıristiyan ve Müslümanların ortak olarak kullandıkları, Şehir

Mezarlığına sahip olur.

 

1860’lı yıllarda Mersin’de, 496 hane, 109 dükkân, 6 kahvehane, 2 fırın, 2 masara ve 1 hamam bulunmaktaydı

1880 tarihli Adana Vilayet Salnamesi’nde o yılların Mersin’inden şöyle bahsedilir:”Kasabanın çarşıları gayet muntazam ve ticari ehemmiyetlidir. İkisi taş, ikisi ahşap olmak üzere dört adet iskelesi olup, Mersin’e yanaşan vapurlara ithal ve ihraç edilen eşyanın kaffesi bu iskelelerden indirilir, çıkarılır. İthalat ve ihracattan Belediye’ce rüsumu muayene alınır. Kasabai mezkure, dahili vilayetten ve Anadolu’dan gelip, vapurlara lthal ve ihraç olunan kaffei emval ve emtia ve saire deve, araba ve beygirlerle tahmilen nakledilir.”

1892 tarihli Adana Vilayet Salnamesi’n de ise  Mersin hakkında Nefsi kasaba derununda kırk sekiz adet kebir mağaza ve üç hamam, dört otel, beş yüz kadar da esnaf mevcuttur.” denilmektedir.

1890 yıllarında Mersin’de 85 mağaza, 15 kahvehane, 3 hamam, 5 çeşme ve masara bulunmaktaydı. Liman’da ise malların nakli için 10 adet mavna, 30 küçük filika ve 1 adet buharlı tekne mevcuttu.

Mustafa Erim

Kent Tarihi Araştırmacısı

 

MERSİNİN TARİHİ

Kilikia, jeolojik yapısına bağlı olarak ikiye ayrılır: Dağlık Kilikia ve Ovalık Kilikia.  Dağlık Kilikia, Alanya’dan Soloi/ Pompeipolis’e (Viranşehir) kadar uzanır. Ovalık Kilikia, Soloi/Pompeipolis’den başlayıp, doğuda İskenderun’a kadar olan bölgeyi içerir. Bu bölgeler, bugün Taşeli ve Çukurova adını taşımaktadırlar.

Yapılan çeşitli kazılar, Mersin bölgesinde Neolitik (Yeni Taş Devri 8.000-5.500) ve Kalkolitik (Bakır Taş Devri M.Ö 5.000-3.000) çağlardan beri, yerleşimin olduğunu göstermektedir.

Bölgenin bilinen en eski adı Kizuvatna’dır.  Bölge  Hitit devrinde Que (Kue), MÖ 13. yüzyıla inen Mısır kayıtlarında  “Kedi” ya da “Kode” isminin çeşitli söylenişleriyle anılmaktaydı.  Kilikia (Cilicia) ismi ilk kez MÖ 8. yüzyılda Asur dökümanlarında görülür. Kilikya’da, adını bölgeden alan ve bütün dünyaya ticareti yapılan Cilicium denilen keçi kılından kaba dokumalar  üretiliyordu. Bu bölgeye buna izafeten bu ismin verildiği söylenmektedir.  Bölgenin yazılı tarihi Hititlerle başlamaktadır.

Tarsus Gözlüküle ve Mersin Yumuktepe‘de yapılan kazılar, bölgenin  tarihte önemli bir merkez olduğunu göstermektedir. Gözlükule ve Yumuktepe’de gerçekleştirilen kazılarda İslam uygarlıklarından Neolitik Dönem’e kadar 33 katmandan oluşan bulgulara rastlanmıştır. Bu bölgenin Yukarı Mezopotamya’dan Orta ve Batı Anadolu’ya yönelik geçiş yolu üzerinde olması, yörenin çok sık el değiştirmesine neden olmuştur.

Sırasıyla  Luvi, Kizzuwatna, Hitit, Firig, Urartu, Asur, Babil, Lidya, Pers, Seleukos, Makedonya, Roma, Bizans ve İslam hakimiyetine giren Mersin, bir çok medeniyetin izlerini taşımaktadır.

Bölge 11.yy.da Selçuklu, 14.yy.da Karamanoğulları ve Ramazanoğulları ve 15.yy.da Osmanlı İmparatorluğunun denetimine girmiştir.

MÖ 528 tarihinde Anadolu’yu Persler  istila etmişlerdir. Kilikia’da, bölge yine  yerli bir sülale tarafından yönetilmiş ve Persler’e  vergi vermekle yükümlü kılınmıştır.

MÖ 5. ve 4. yüzyılda Pers egemenliğine rağmen özellikle Kelenderis, tarihinin parlak dönemlerinden birini yaşamıştır.Bu kentin ismi aynı zamanda MÖ 425 yılındaki Atina vergi listelerinde de görülmektedir.

MÖ 527’de ise Yunanlılar, Klikya’yı ve Kıbrıs’ı  ele geçirdiler.

Kilikia hakkındaki en kapsamlı bilgiler, İskender sonrasındaki döneme aittir. İskender Anadolu’ya geçtikten sonra M.Ö. 333 yılında Persleri ikinci kez Issos’da yener ve İskender İmparatorluğu içinde Kilikia da yer alır. İskender’in genç yaşta ölmesinin ardından fethettiği topraklar, müttefik üç general tarafından paylaşılır ve Kilikia’da Seleukoslar dönemi başlar. Bu dönemde Seleukoslar’ın başında Seleukos I. Nikator vardır.

MÖ 261-246 yılları arasında Klikya, Mısır tarafınan ele geçirildi.

M.Ö 68 yılı civarlarında Roma senatosunun Kilikia’yı, başkenti Tarsus olan bir Roma eyaleti yapmaya karar vermesi bölgenin geleceği için bir dönüm noktası olmuştur. Böylece Kilikia provincia militaris (askeri bölge) ilan edilmiş olur. Bu ilan, Dağlık Kilikia’nın doğrudan Roma’nın idaresine bağlanması ve bu tarihten sonra düzenli olarak Roma valileri tarafından yönetileceği anlamına gelmektedir.

MÖ 66 yılında Roma İmparatorluğu Komutanlarından Pompeius, Mersin ve çevresini zapt ederek, korsan faaliyetlerine son verdi ve  Soli şehrini kendi adına izafeten kurdu.

Ünlü hatip Ciceron Roma tarafından, MÖ 51 yılında Kilikya’ ya vali olarak atandı. MÖ 48 yılında Julius Caesar Tarsus’ a geldi ve Kıbrıs adasını  Kilikya bölgesine bağladı. Caesar’ dan sonra, doğu bölgesinin yönetimini üstlenen Marcus Antonius, MÖ 44 yılında Tarsus’ta Mısır Kraliçesi Kleopatra ile buluşarak Roma ve Mısır ittifakını sağladı.

Roma İmparatorluğunun ikiye ayrılmasından sonra yöre Doğu Roma İmparatorluğu içerisinde kaldı. Bilahare yöre Bizans hakimiyetine geçti.

Hz.Ömer Dönemi’nde (634-644) Kilikya’ya Arap akınları başlar. Tarsus alınıp, Antakya’ya bağlı bir ordugâh kenti konumuna getirilir.

Kilikya’daki asıl Arap-Bizans mücadelesi Hz.Osman Dönemi’nde yoğunlaşır.  Müslüman Araplar  Kilikya’ya girip, Gülek Boğazı’nı ele geçirir. Ayas, Misis, Tarsus ve Silifke Arapların olur.

Yezid (680-683) Dönemi’nde Bizanslılar, Kilikya’yı tekrar alır. Ancak Abdülmelik Dönemi’nde (685-705) bölge yine Müslümanların eline geçer.

705 yılında Velid (705-715) kardeşi Mesleme’yi Kilikya’ya gönderir. Mesleme, Tarsus’u alır, Silifke ve Mut’a kadar ilerler, sonuçta Mersin ve Ceyhan’dan oluşan bir vilayet teşkilatının valisi olur.

710-711 yıllarında Bizanslılar Kilikya’yı tekrar imparatorluk topraklarına katarlar. Bizanslılar ile Emeviler arasında (Emevi Dönemi 661-750) sürekli el değiştiren Kilikya toprakları Abbasiler Dönemi’nde de (Abbasi Dönemi 750-1258) devam eder.

Harun Reşid (786-809) döneminde.Adana ve Mersin’e Türkmen aşiretleri yerleştirilerek, bölgede ilk Türk kolonizasyonu gerçekleştirilir.

Reşid’in oğlu Me’mun (813-833) 814 yılında Ovalık Kilikya’daki egemenliklerini kesinleştirir. Ani ölümü sonrasında Me’mun Tarsus’a gömülür. 830-965 yılları arasında Kilikya Arapların elindedir.

1021 yılında Doğu Anadolu’ya Selçuklu akınlarının başlamasıyla özellikle Ani ve Vaspurgan bölgelerinden Orta Anadolu ve Kilikya’ya yoğun bir şekilde Ermeni göçü yaşanmıştır.

Anadolu’ya Malazgirt zaferinden sonra giren Selçuklu komutanlarından Süleyman Şah, Kilikya’ya girerek 1082 yılında Tarsus’u ele geçirir.

1085 yılında Avrupalı Hıristiyanlar tarafından Haçlı Seferleri düzenlenir. Selçuklular, Haçlı Seferleri’yle bu topraklar üzerindeki etkilerini yitirirler. Buna karşın Ermeniler bölgede güçlenir. Kilikya Bizans’a tabi Ermeni prensliklerinin eline geçer.

1137 yılında Bizanslılar Seleukeia üzerinden Korykos’a kadar gelerek bir dizi Kilikya kentini geri alırlar. Ancak kısa sürede Ermeni II. Toros Bizans’ın elindeki yerleri alır.

1187 yılında Eyyubi Sultanı Selahattin Eyyubi’nin Kudüs’ü alması üzerine 1189-1192 yılları arasında gerçekleştirilen III. Haçlı Seferi sırasında Seleukeia’ya Alman haçlı ordusu gelir.  Frederich Barborassa Göksu’da boğulur.

1243 yılında Kösedağ savaşında Selçukluların Moğollara yenilmesiyle Anadolu Moğolların eline geçer. Memluk sultanı Baybarsn (1260-1277) Moğolları yenerek Anadolu’ya girer ve Kilikya’daki Ermeni varlığına son verir.

Kilikya, Osmanlı egemenliğine Anadolu’nun diğer bölgelerine kıyasla daha geç girmiştir. Orta Anadolu’da güçlenen Karamanoğulları ve Ovalık Kilikya’daki Ramazanoğulları Osmanlıların Kilikya ve doğuya doğru büyümesini engellemiştir.

Osmanlı ordusu sultanın komutanlarından Gedik Ahmet Paşa önderliğinde bölgeye gelerek 1473 yılında Silifke, 1474 yılında İçel alınarak, bölgedeki kent ve kaleler Osmanlıların eline geçer.

Mersin, Müslüman Arapların 637 yılında bölgeye ulaşan ilk akınlarından 965 yılında Bizans’ın tekrar egemen olmasına kadar, yaklaşık 25 kez el değiştirmiştir.

Osmanlı Devleti, bölgeye ancak 1516-1517 yıllarında Mercidabık ve Ridaniye Savaşı’ndan sonra egemen olabilmiştir.

1857 tarihli Devlet Salnamesi’nde ilin bulunduğu bölgedeki Osmanlı yönetimi Karaman Eyaleti’ne bağlı İç-İl Livasından (Sancağından) ve Adana Eyaletine bağlı Tarsus Livası’ndan oluşmaktaydı.

1867 yılındaki Vilayet Nizamnamesi’nde İç-il Sancağı’ın varlığını sürdürmekle olduğu görülür.

İçel adının kökenine gelince; ilk kez XII. yüzyılda Göksu ırmağının iki yanındaki bölgeye Türkler “İÇEL” demişlerdir. Dağlar arasından girilmesi ve görülmesi güç bir yer olduğu için Selçuklular’ın bölgeyi böyle isimlendirdiği düşünülmektedir.

Mersin adının kökeni konusunda iki değişik görüş yaygın olarak kabul edilir. Bunlardan birincisi, civarda yetişen ve Akdeniz ikliminin tanıtıcı bir bitkisi olan Myrtus-Mersin ağacı nedeniyle bölgeye Mersin adı verildiğidir.

İkincisi ise Mersin adının bu bölgede yaşayan “Mersinoğulları” adındaki bir Türkmen ailesinden geldiğidir. Evliya Çelebi’de bölgede yetmiş evli bir Türkmen ailesinin bulunduğunu ve bu ailenin adının da Mersinoğlu olduğunu belirtmiştir. Mersin adına Anadolu’nun çeşitli yörelerinde rastlamak mümkündür. Örneğin; İzmir, Ordu ve Trabzon’da Mersin, Mersinlik adında köyler bunlardan birkaçıdır.

MERSİN KENT MERKEZİ

Bölgenin bu kadar zengin tarihi geçmişine karşılık Mersin Kent Merkezi 1830’lı yıllarda bir balıkçı köyü hüviyetindeydi ve birkaç barakadan ibaretti.

1831′ de bölgeyi ele geçiren Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın oğlu  İbrahim Paşa, 8 yıl bölgeyi bağımsız bir eyalet olarak idare etti. Tarım alanlarını ekmek için Suriye, Lübnan ve Mısır’dan fellahlar yani tarım tekniğini bilen çiftçiler getirdi.

1839 Tanzimat Fermanın ilanı ile gayri Müslim azınlıkların Osmanlı topraklarında ticari imtiyazlara kavuşmaları, Mersin’in geleceğinin şekillenmesinde en önemli gelişme oldu. Rumlar başta olmak üzere, Maruni Arap Hıristiyanlar, Ortodoks Araplar, Latin Katolikler, Yahudiler, Mersin’e gelip yerleşmeye başladılar.

1840’lı yılların ortalarında iskelenin önem kazanmasıyla yerleşim yeri olmaya başladı.

1854 yılında patlak veren Kırım savaşında, İtalyan Piyemento hükümeti, Osmanlı yönetimine asker göndererek yardım etti. Padişah bunu karşılık Mersin’de ticaret yapmaları için İtalyanlara imtiyaz tanıdı.

1859 yılında yapımına başlanan Süveyş Kanalında kullanılan sedir ağaçları, Toroslardan kesilip, Mersin iskelesinden gemilerle taşındı. Ağacın kesilip, tomruk haline getirilmesi, iskeleye taşınması ve gemilere yüklenmesi çok büyük bir işgücünü ortaya çıkardı. Başta Tarsus, Adana, Silifke gibi civar il ve kazalardan olmak üzere, dağ köylerinden binlerce insan buralarda çalıştı.

1860’lı yıllarda Lübnan karıştı. Maruni Araplarla diğer din mensuplarının çatışmaları sonucu, bir çok Maruni aile Mersin’e geldi.

1861 yılında Amerikan İç savaşı başladı. Avrupa pamuk ticareti İngilizlerin  elindeydi. İç savaş nedeniyle Amerika’da pamuk ekimi daraldı ve dünyanın çeşitli bölgelerinde pamuk ekim alanları arayışı başladı.  Çukurova ve Amik ovasının pamuk ekimine son derece elverişli olması nedeniyle bu bölgelerde pamuk ekimleri başladı. Üretilen malların işlenmesi ve dış dünyaya ulaştırılmasında Mersin İskelesi kullanıldı.

Süveyş Kanalının yapımı esnasında gerekli sedir ağacı ticareti, Kırım Savaşı sırasında Rusya’nın ihtiyaç duyduğu tahıl nakli ve Çukurova’da ekilen ve işlenen  pamuk, bölgenin tek iskelesine sahip olan Mersinoğlu Köyünden dünyaya nakledildi.

Dünyada birbirinden bağımsız bir şekilde gelişen bu olaylar, Mersin’in çok hızlı bir şekilde gelişmesine, 40-50 yıl içinde bir köyden bir ticaret başkentine dönüşmesine neden oldu.

Suriyeli çiftçi (Fellah) Araplar, Lübnanlı Maruniler, Ortodoks Araplar, Lazkiye Arapları, Gayri Müslimlere sağlanan ticari imtiyazlar nedeniyle İtalyan Levantenler, İngiliz ve Fransız bankacılar, Kıbrıslı Türkler, mübadele yasası nedeniyle Giritli Türkler, Orta Anadolu, Tarsus ve Toroslardan  pek çok insan, bu dönemde Mersin’e yerleştiler ve Mersin’i farklı kültürler kenti yaptılar.

 

  İDARİ YAPI

1671 Evliya Çelebi    70  evlik Mersinoğlu aşiretinden bahseder.

1812 Silifke 1814 Anamur Beylerine karşı destek verip isyanı bastıran Gökçeli Koloğlu (Yüzbaşı) Derviş Mehmet Ağa, Adana Sancağı Mutasarrıfı Seyit Ali Paşa’nın isteğiyle II. Mahmud tarafından Alabeyi yapıldı. (Binbaşı) Gökçeli köyünden itibaren Sahil kendisine verildi.

1829-1830 Silifke Tarsus karayoluna pazaryeri kuruldu.

1831 Yoğurt Pazarı kuruldu. Tuz Pazarı kurulur(Karataş’tan tuz getirilir). Kıbrıstan toprak kaplar getirilir.

1830 yılında  köy

1837 Gökçeli Nahiyesi’ne bağlı Mersin Köyü kuruldu.

1847 Adana Salnamesinde birkaç hanelik balıkçı köyü. Tarsus’a bağlıdır.

1852 yılında Köy statüsünün sona erdiği tarihi kesin olarak bilinmeyen Mersin, Tarsus Kazası’na bağlı bir nahiye (bucak),

1855 Sultan Mecit Fermanıyla Vakıf Arazisi oldu. 1855 tarihli Adana Valiliği’ne gönderilen bir fermanda, “İstanbul’da Deftername-i Amire’de Mersin iskelesi ve karyesi (köyü) hakkında bir kayıt olmadığı gibi, bir vakıf ve arazi dahilinde de olup olmadığı anlaşılamamıştır” denilmektedir. Ancak, bu köydeki hızlı gelişmeler gözlendiğinde, aynı yıl içinde Mersin, Sultan Abdülmecit’in bir fermanı ile Valide Sultan Vakfı yapıldı.

1855’den sonra İtalyan Levantenler Mersin’e akın etmeye  başladılar.

1861 Abdülmecit  Bezm-i Alem Valide Sultan adına bir çesme yaptırdı.

1864 yılında Kaza, 1864 yılındaki Vilayet Nizamnamesi’yle de Tarsus’dan ayrılarak Gökçeli, Elvanlı ve Kalınlı nahiyelerini içine alan bir kaza merkezi olmuştur.

1870 yılında yayınlanan Adana Vilayeti’nin ilk salnâmesinde Halep Vilayeti’nden ayrılan bağımsız Adana Vilayeti’nin içinde yer almaktadır.

1880 Salname “Derununda ormanlık, mersin ağaçlarından ibaret bulunduğu cihetle, kaza-i mezkuneye Mersin tesmiye olunmuştur.”

1888 yılında Sancak, Tarsus Mersin’e bağlandı

1894 yılında Mutasarrıflık, Gülek ve Namrun’da Mersin’e bağlanmıştır.

1924 yılında Vilayet oldu.

1924 yılında Girit’ten 5000’e  yakın Türk mübadele ile Mersin’e geldi. Bunun karşılığında 2200 civarında Rum gitti.Ayrıca Yunanistan ve Bulgaristan’dan da gelenler oldu.

1933 yılında merkezi Silifke olan İçel Vilayeti eklenmiş ve ismi İçel Vilayeti olarak değiştirilmiştir. İçel’e Silifke yanı sıra Mut, Gülnar ve Anamur kazaları bağlandı.

1947 Yılında “Madam Butterfly” opera Halkevinde oynandı.

1987 yılında Aydıncık ve Bozyazı kazaları eklenmiştir.

2002 yılındaki düzenlemelerle vilayetin ismi tekrar Mersin olmuştur.

 

MAHALLELER

Kiremithane     Şam ve lazkiyeden gelen Lazkiye Mahallesi

Hamidiye       1890 (Sultan Abdulhamit) Çopurlu Köyünden Müftü Mehmet Efendi gelip Hamidiye Mahallesi’ni kurdu. 1902 yılında ilkokul yaptı. (Medrese)

Camişerif;        Mersin’in civar köylerinden gelenler

Mesudiye

Mahmudiye     II. Mahmut 1828

İhsaniye        Giritliler – 1899

Nusratiye       Osmanlı Gemisi

Bahçe            Tarsus İşçileri

Yeni Mahalle

Osmaniye       Hıristiyan Köyü

Homurlu–       Bulgar Göçmenler

Frenk Mahallesi,

Çardak

Yeni Köy Mahallesi

 

MERSİN’İN GELİŞİMİ

1871  Taşhan Yapıldı. 1871’de Mavromati ve Devlet Şurası azalarından Vayvanı tarafından inşa ettirildi; zemin katını ticarethane ve dükkan, üst katı ise büro acente ve konaklama birimleri olarak kullanılmıştır.

1876 yılında Adana Mersin Karayolu

1880 Belediye kuruldu

1886 Adana-Mersin demiryolunun hizmete girdi.

1886 Ticaret Odası kuruldu,

1888 yılında gelişen ticaret sayesinde Ziraat Bankası ve Osmanlı Bankalarının Şubeleri açıldı. Alman Die Deutsche Orientbank, Fransız La Banque Française de Syrie, Yunanistan’ın Atina Bankası gibi başka bankalar da o yıllarda Mersin’de faaliyet göstermeye başlamıştı.

1889Selanik Bankası’nın Mersin şubeleri açıldı.

1889 yılında dönemin Padişahı Girit’ten gelen 60-70 aileyi Mersin’e göndererek bugünkü İhsaniye mahallesini onlara ihsan etmiş, yani bağışlamıştı. Aynı dönemde kiremithanedeki fellahlar Bahçe mahallesine yerleşmeye başladılar ve Tarsus ile civar köylerden gelenlerde mahmudiye mahallesine

1890’lı yılların sonunda Mersin artık bir köyden bir ticaret başkentine dönüşmüştür. Başta Rusya, Fransa ve İngiltere olmak üzere tam 12 Avrupa ülkesi Mersin’de konsolosluk açarlar

1900’lü yılların başlarında Ortodoks, Katolik ve Marunilere ait 3 kilise, bir Havra ve 3 cami faaliyete geçer.

1900 yılı Mersin Ticaret Odası belgelerine göre, Saraçzade Mahmut Ziya Paşa Mersin’de Kahire, Adana ve İstanbul adlı üç otel; Hanlızade Mustafa da bir otel ve gazino işletmeciliği yapmaktadır.

 

1901 yılında hükümet konağı inşa edildi.

1906 yılında kentin ticaret kolonisi içinde yer alan Yahudiler için bir havra açıldı

1860’lı yıllarda Mersin’de, 496 hane, 109 dükkân, 6 kahvehane, 2 fırın, 2 masara ve 1 hamam bulunmaktaydı

1877’de Adana Vilayet Salnamelerine göre Mersin’de; 98 dükkan, 50 toptancı mağazası, 55 değirmen, 38 fırın, 22 imalathane, 10 boyahane bulunmakta ve nahiyeleri ile beraber toplam; 32 cami, 54 mescit, 2 tekke, 25 medrese, 12 kilise, 1 ayazma, 91 sübyan mektebi bulunmaktadır.

1880 tarihli Adana Vilayet Salnamesi’nde o yılların Mersin’inden şöyle bahsedilir:”Kasabanın çarşıları gayet muntazam ve ticari ehemmiyetlidir. İkisi taş, ikisi ahşap olmak üzere dört adet iskelesi olup, Mersin’e yanaşan vapurlara ithal ve ihraç edilen eşyanın kaffesi bu iskelelerden indirilir, çıkarılır. İthalat ve ihracattan Belediye’ce rüsumu muayene alınır. Kasabai mezkure, dahili vilayetten ve Anadolu’dan gelip, vapurlara ithal ve ihraç olunan kaffei emval ve emtia ve saire deve, araba ve beygirlerle tahmilen nakledilir.”

1890 yıllarında Mersin’de 85 mağaza, 15 kahvehane, 3 hamam, 5 çeşme ve masara bulunmaktaydı. Liman’da ise malların nakli için 10 adet mavna, 30 küçük filika ve 1 adet buharlı tekne mevcuttu.

1892 tarihli Adana Vilayet Salnamesi’n de ise Mersin hakkında “Nefsi kasaba derununda kırk sekiz adet kebir mağaza ve üç hamam, dört otel, beş yüz kadar da esnaf mevcuttur.” denilmektedir.

1901 1901 Adana Vilayeti salnamesine göre nüfusu 23.443 olan Mersin;1,584 hane,  4 cami ve mescit, 2 medrese, 5 kilise, 4 Sibyan  Mektebi, Hükümet Konağı, 4 Han, 2 Otel, 3 Hamam, 1 Rüştüye, , 1 Kız Okulu, 1584 Hane, 12 Ülkenin Konsolosu, 5 Çeşme, 3 Değirmen, 1 Fabrika (300 ton Pamuk İşleyen 200 ton Bez Üreten Fabrika

1 telgrafhane,  320 dükkan, 10 fırın, 4 han, 3 hamam, 15 kahvehane, 2gazino, 4 otel, 14 meyhane ve lokanta bulunmaktadır.

1903 Maarif salnamesine göre 4 medrese, 16 mektep-i iptidaiye, 1 kütüphane bulunmaktadır.

 

                           DİNİ YAPILAR  KRONOLOJİSİ
1852     Arap Ortodoks Mihal Arhangelos Kilisesi

1869     Eski Cami  (Abdulmecit’in annesi Bezm-i Alem Valide Sultan Vakfı tarafından Cami-i Atik yaptırıldı)

1870    Arap Ortodoks Kilisesi  (Nadir ailesinin arsası üzerine yapıldı)

1870    Ortodoks Ermeni Kilisesi (Yoğurt Pazarının 150m. ilerisinde

1876   Maruni Kilisesi  (Uray Caddesinde şimdi Nusratiye Camisi) Suriye ve Lübnan’dan gelen Arap Hıristiyan  Maruniler tarafından yapılmıştır. Ancak 1958 yılından sonra azalan nüfus nedeniyle papaz bulmakta zorlanan Maruniler, daha sonra kiliseyi devlete bağışlamış ve kilise  bugünkü Nüzhetiye camisine dönüştürülmüştür

1884  Müftü Cami  (Müftü Emin Efendi tarafından yaptırıldı)

1885 Ayios Georgios Rum Ortodoks Kilisesi  (Mavromati tarafından şimdiki Zafer Çarşısında yaptırıldı)

1896 Ermeni Katolik Kilisesi (Kıbrıslı bir papaz tarafından Büyük Hamam karşısında ibadete açıldı)

1898 Avniye/Tahtalı Cami-i ibadete açıldı ( Sümen Ailesinden Mahmut Şami Efendi tarafından yaptırıldı.)

1898 Mağribi Cami-i  ( Abdullah Mağribi tarafından yaptırıldı.)

1898 Latin İtalyan Katolik Kilisesi  1855 yılında yapımına başlanan küçük bir kilise yapıldı.Sonraki yıllarda, kilise yakınlarına kız ve erkek öğrencilerin ders göreceği okullar açıldı.Kilisenin ihtiyaca cevap vermemesi nedeniyle, 1892 yılında yıkıldı ve yerine bugünkü büyük Latin Katolik kilisesi inşaatına başlandı. Kilise 1898 yılında hizmete açıldı.

1898 Ermeni Protestan Kilisesi  (şimdiki Salim Güven İlkokulu’nda

1906 İlk Havra açıldı. ( Soğuksu Caddesinde)

           1908 Yeni Cami Belediye Meclis Üyeliği ve Belediye Başkanlığı yapmış olan                    .         Abdulkadir Seydavi tarafından yeri bağışlanarak 1900 yılında başlanmıştır.

1938 Tahtalı Cami-i ne taş minare yapıldı.

1949 Akel Camii  ( Hasan Akel tarafından yaptırıldı)

1952 Maruni Kilisesi, Maruni cemaatinin kararıyla kapandı.

1977 Yeni Cami yeniden yaptırılmak üzere yıkıldı

1984 Ulu Cami (yıktırılan Yeni Cami’nin yerine ibadete açıldı)

1986 Nüzhetiye Cami  (Eski Maruni Kilisesi yerinde)

1990 Muğdat Camii

1993    Latin İtalyan Kilisesi Katedral oldu.

 

EĞİTİM
1854 Kapusan ve Marist Rahipleri’nin yönettiği, Katolik Erkek Koleji açıldı.
1872 4 yıllık  Rüştiye Mektebi açıldı. İlk yıl 24 öğrencisi vardı (İlk Türk Okulu).
1873 Sıbyan Mektebi açıldı.
1882 Hamidiye Mahallesi’nde ilk Medrese açıldı. İlk yıl 4 öğrencisi vardı. Bu tarihte Mersin’de 7 yabancı okul bulunuyordu.

1887 Sen Joseph Rahipleri’nin yönettiği Katolik Kız Koleji açıldı.
1888 Tarsus Amerikan Koleji “St.Paul Enstitüsü” adı ile öğretime başladı. İlk yıl Tarsus’tan 33 öğrenci aldı.

1889 Rum Ortodoks Erkek Okulu açıldı.
1890 Mavromati tarafından Rum Ortodoks Kız Okulu (Mavromation Pertenagogion) açıldı. Sonra Çankaya İlkokulu’na dönüştürüldü.
1896 Bugünkü Kayatepe İlkokulu’nun bulunduğu bina, Kilise’den okula dönüştürülerek Numune İptidai Mektebi açıldı.
1897 İnas İptidai Mektebi açıldı. Sonra Kız Rüştiyesi oldu (Cumhuriyet döneminde İnönü Okulu).
1902 Hamidiye İptidai Mektebi açıldı (ilk karma okul).
1909 Mersin Rüştiye Mektebi, Mersin İdadisi’ne dönüştürüldü.
1919 Mersin İdadisi işgal kuvvetlerince kapatıldı.
1923 Gazipaşa ve Kurtuluş İlkokulları açıldı.
1923 Mersin Ticari İdadisi açıldı.
1926 Mersin Ticari İdadisi, Mersin Orta Mektebi’ ne dönüştürüldü.
1930 Mersin Akşam Tecim (Ticaret) Okulu açıldı.
1931 Necati Bey İlkokulu açıldı.
24.02.1933 Mersin Halkevi açıldı.
15.10.1934 İleri İlkokulu’nun temeli atıldı.
15.09.1937 İleri İlkokulu öğretime başladı.
25.09.1945 Mersin Lisesi (ilk lise) açıldı. 1963 yılında adı Tevfik Sırrı Gür Lisesi oldu.
1946 Silifke Ortaokulu açıldı.
28.01.1952 Mersin Kız Enstitüsü açıldı.
1953 Tarsus Ortaokulu, Tarsus Lisesi’ne dönüştürüldü.
15.09.1959 Özel İçel Koleji açıldı (ilk özel okul).
08.10.1962 Öğretmen Okulu açıldı (Gazipaşa İlkokulu binasında)
28.09.1964 Özel Toros Koleji açıldı (ikinci özel okul)
1965 Özel Lisan Fen Dershanesi açıldı (ilk özel dershane)

1967–1968 İmam Hatip lisesi açıldı. Gazipaşa İlkokulunda 150 öğrenci ile eğitime başlamasını sağlamışlardır
1972 Atatürk Ortaokulu, Atatürk Lisesi’ne dönüştürüldü (ikinci genel lise)
1975 Öğretmen Okulu, Öğretmen Lisesi’ne oldu ve Eğitim Enstitüsü açıldı.
11.03.1976 Mersin Meslek Yüksek Okulu açıldı.
10.11.1992 Mersin Üniversitesi açıldı.

 

SANAYİ

1863          İngiliz Gold Fabrikası açıldı

1901          300 ton Pamuk İşleyen 200 ton Bez Üreten Fabrika
1906          Bodoski Un Fabrikası açıldı. Sonra Şaşatiler’e geçti, Çukurova Sanayi Fabrikası oldu.
01.09.1927 Elektrik Fabrikası üretime başladı.
26.09.1949 Otomatik Telefon Santrali hizmete girdi (1000 abone).
27.04.1960 Mersin Limanı hizmete girdi.
03.04.1962 ATAŞ (Anadolu Tasfiyehanesi A.Ş.) üretime başladı.
1972 Akdeniz Gübre Sanayi fabrikası üretime başladı.
1972 ÇİMSA (Çimento Sanayi) fabrikası üretime başladı.
1973 Anadolu Cam Sanayi (ACS) fabrikası üretime başladı.
21.06.1975 Soda Sanayi fabrikası üretime başladı

 

TİCARET

1886 Mersin Ticaret Odası kuruldu.
30.01.1926   Osmanlı Bankası açıldı.
25.09.1926   Ticaret ve Zahire Borsası açıldı.
29.08.1927   Mersin Liman İşleri İnhisarı (TAŞ) kuruldu.
11.081927   Mersin Tüccar Kulübü kuruldu.
16.05.1929   Mersin Ticaret Bankası A. Ş. kuruldu.
26.11.1931   Merkez Bankası açıldı.
15.02.1940   Mersin Ticaret Bankası A.Ş. tasfiye edildi.
08.12.1942   Varlık Vergisi Mersin mükellef listesi açıklandı.
19.05.1945   Mersin Tüccar Kulübü binası açıldı.
15.12.1952   Birinci Narenciye Kongresi toplandı.
01.07.1985   Mersin Serbest Bölgesi A.Ş. (MESBAŞ) kuruldu.
03.01.1987  Mersin Serbest Bölgesi resmen açıldı.

 

NÜFUS

1836   1000 Nüfus

1865 2654

1880 Nüfus; 3010’u Müslüman olmak üzere, 5.070 kişi

1890 Nüfus; 5.700 Müslüman, 2.700 Rum Ortodoks, 300 Ermeni ve 260 Katolik olmak üzere, 9.000 kişi

1892 Nüfus; Vilayet Salnamesine göre, 21.576 kişi
1893 Nüfus; Vilayet Salnamesine göre, 21.666 kişi
1901 Nüfus; Vilayet Salnamesine göre, 23.443 kişi
1927 Nüfus; Belediye sayımına göre, 11.730 kişi
1935 Nüfus Sayımı: 27.620 kişi
1940 Nüfus Sayımı: 30.007 kişi
1950 Nüfus Sayımı: 36.463 kişi
1960 Nüfus Sayımı: 68.485 kişi
1970 Nüfus Sayımı: 112.982 kişi
1980 Nüfus Sayımı: 221.861 kişi
1990 Nüfus Sayımı: 422.357 kişi
2000 Nüfus Sayımı: 537.832 kişi

 

İŞGAL VE KURTULUŞ

30 Ekim 1918, yer, Limni adasının Mondros limanında demirli İngiliz Agamemnon zırhlısı. 1.Dünya Savaşı sonlarında yenik düşen Osmanlı İmparatorluğu heyetine, İtilaf Devletleri adına Ferik Amiral Sir S.A.G. Calthrope, 25 maddelik bir Mun’akit Mütâreke-Nâme imzalatmaya zorluyordu.

30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondros Mütarekesinden (işgallerin resmi gerekçesi olan 7. madde uyarınca) sonra Mersin, 19 Aralık 1918 yılında ingilizler tarafından işgal edilmiştir.

1 Ocak 1919’da Fransızlar da aynı yöntem ve gerekçelerle Mersin’i işgal etmişlerdir.

20 Aralık 1921 yılında imzalanan Ankara Antlaşması’yla işgal sona ermiştir.

Mersin’in işgalden kurtuluş tarihi ise 3 Ocak 1922’dir

 

GEZGİNLERİN GÖZÜYLE MERSİN

1812 yılında şehre gelen Beaford adlı gezgin Mersin ‘i “Malaryadan korunmak için birbiri üstüne yapılmış birkaç kulübeden oluşan bir yer ”olarak tanımlamaktadır. Duyun-u Umumiye adına Osmanlı kentlerinin ekonomik, sosyal ve kültürel envanter çalışmalarını yapan Vital Cuinet’in 1891 yılında yayınlanan çalışmasında, Mersin ile ilgili ayrıntılı bilgiler verir;”Merkez sancak Adana, kazaları Mersin, Tarsus ve Karaisaoğlu.Mersin’in nahiyeleri Elvanlı ve Gökceli. Kaymakamlık merkezi Mersin’in nüfusu nahiyeleri ile beraber 29.175. Burada bütün Avrupa ülkelerinin temsilcilikleri var, konsolos, konsolos yardımcısı ve konsolosluklar Mersin nüfusunu her geçen gün arttırmakta.Ayrıca tarım üretiminde uzmanlasmıs ve meslek edinmis. Arapça konusan halkımızda dahil. Hıristiyanlar 3.500 kisi, 2700’ü Rum Ortodoks, 860’ı Ermeni, 260’dan fazla Latin Katolik. Mersin’in değismez nüfusu 9000 civarında, 5000’i Müslüman. Gelip geçici nüfus çok. Buharlı veya yelkenli gemilerle veya karayolu ile gelip, kalanların olusturduğu, değisken bir nüfus var.

Attarlar , Bezirgan , Moskova Çarşısı, Tahtalı Han, Orozdibak, Gümrük Meydanı, Tüccar , Taş ,Yeni Han, Bedesten, Rıhtım, İstasyon, Telgrafhane, Postane, Konsolosluk, Banka, Gümrük, Ticaret Odası gibi yapılar, kurumlar ve caddeler ise bir liman kenti olan Mersin’in ticaret yaşamının en karakteristik simgeleridir.Kaymakamı, komutanı, liman reisi, mahkeme reisi, kadı ve memurları Türk olan kentte; örneğin 1884-1885 yıllarında muhasebe kaleminde Nesim ve Corci Efendiler, Defteri Hakanide Agop Efendi, Ziraat Bankası’nda Bodos oğlu Dimetraki ve Yuvanaki, Belediye azalığında Banus Ağa, Karantina Doktoru Amadya, Telgrafhanede Fatulu adlı gayrimüslim Osmanlı vatandaşları görevli idi. Nusayriler, Mısırlı Fellahlar ve Tahtacılar ise kente renk katan diğer toplulukları oluşturuyordu.