Yükleniyor

Mersinin Kurtuluşu

20 Aralık 1921 Ankara Antlaşması imzalanıyor

Asker ve silah bakımından Milli kuvvetlerimizden kat kat üstün olan Fransızlar, Mersin, Adana, Urfa, Aritep ve Maraş gibi geniş bir cephede tutunarak Ermenilerle ortak bir devlet hayali içindeydiler. Fakat Milli kuvvetlerimizden beklemedikleri çetin bir gerilla savaşı karşısında umutsuzluğa kapılarak verdikleri ağır kaybı daha da büyütmek istemediler. Fransa´daki iç siyasi çekişmelerde savaşı bırakıp çekilmeyi gerektirdiğinden, önce Ankara´da kurulan yeni Türkiye devletini tanıdılar.

Fransızlarla başlayan temaslar ve görüşmeler sonucu 20 Aralık 1921 tarihinde Ankara´da Franklin Bouiilon ile Fethi Okyar arasında Ankara Antlaşması adıyla bilinen bir antlaşma imzalandı. Ankara Antlaşması, özerk bir yönetime sahip olmasını öngördüğü iskenderun Sancağı dışında, bütün Kilikya´nın, bu arada Mersin ve içel´in Türkiye´ye bırakılmasını öngörüyordu.”
İçel´in İngiliz ve Fransızlar Tarafından İşgali
Ulusal Bağımsızlık Savaşı

Ünlü bir iktisat tarihçisi:”Ekonomi ve çıkarlar neredeyse, asker ve savaş oradadır´´ diyor, l. Dünya Savaşı ekonomik nedenlerle çıkmıştı. Savaş sonucunda yenik düşen ülkelerin öncelikle ekonomik alanlarına ve kaynaklarına el konuldu.

30 Ekim 1918, yer Limni adasının Mondros limanında demirli İngiliz Agamemnon zırhlısı. l. Dünya Savaşı sonlarında yenik düşen Osmanlı İmparatorluğu heyetine, İtilaf Devletleri adına Ferik Amiral Sir S.A.G. Caithrope, 25 maddelik bir Mun´akit Mütareke-Name imzalatmaya zorluyordu.

Tarih kitaplarımızda “Mondros Mütarekesi” olarak geçen bu sözde ateşkes anlaşması gerçekte 600 yıllık bir İmparatorluğun siyasi ve ekonomik egemenliğini sona erdiren acı bir belgeydi. Sömürge imparatorlukları bu belgeyle yetinmediler. Şubat 1919´da Paris´te toplanarak Batı Anadolu´yu Yunanistan´a vermeyi kararlaştırdılar. Bundan böyle tükenmiş imparatorluğun kalbi olan Anadolu, dört bir yandan işgale başlanacaktı.

17.12.1918 günü sabahı İngilizler Mersin´i işgale başladılar. Ş.Develi bu işgali şöyle anlatır: “Saat 9´da Mersin iskelesine yaklaşan bir filikadan çıkan İngiliz Subayı, iskele komiser muavinine bir zarf vererek gemisine dönmüştür. Mutasarrıf Galip Bey, Hükümet Konağı´nda Jandarma Bnb. Hüseyin Hüsnü, Emniyet Komiseri Hüsnü ile toplantı halindeydi. Tercüme edilen İngiliz subayının getir-diği mektupda “Ateşkesin 7. maddesi uyarınca ve son anlaşmaya göre asayişi sağlamak amacı ile Kilikya´nın işgaline Mersin´den başlanacağını, çıkarmanın istasyon yakınlarındaki iskeleden yapılacağını, Osmanlı idaresine ve memurlarına karışılmayacağı, işgalin geçici olduğu, halkın heyecana kapılmaması ve herhangi bir karşı koyma sorumluluğunun idare amirlerine ait olacağı” bildiriliyordu ve “iskele civarı meydanlığı, ingiliz fabrikaları, istasyon binası ve Amerikan Kolejinin işgal edileceği, gerekli tedbirlerin alınması” isteniyordu.
Saat 10 sularında Yzb.Mehmet Selahittin Han´ın Müslüman Hint bölüğü Alman iskelesinden çıkarak İngiliz fabrikasına yerleşmişlerdi. İşgalin ilk günleri olaysız geçmiştir, işgalin başında bulunan Bnb.Bak, Mutassarrıf Galip Bey ile irtibat kurmuş ve yönetime karışmamıştır, işgalci İngilizler karargahlarını Amerikan Koleji binasına kurmuşlar ve Üstğ. Arthur komutasında istasyonda bir kontrollük tesis etmişlerdir. Olaysız geçen 16 günden sonra 2.1.1918 günü Yrb.Romieu komutasında Fransız işgal askerleri ve Ermeni Lejyon alayı Gümrük iskelesinden çıkarak Taşhan´a yerleşmiş ve işgale katılmışlardır. Fransız işgal kuvvetlerini Ermeni gönüllüleri; Taşhan, Araplar köyü, Hristiyan köyü ile Zeytinlibahçe´de çadırlara, Tunuslu ve Cezayirli askerler de askeri kışlaya ve Müftü Medresesi´ne yerleşmişlerdir.

120.11.1919 tarihinde İngiliz kuvvetleri çekilmiş ve işgalci olarak Fransızlar kalmıştır. Fransız işgal komutanlığı 19.1.1919 tarihinde yayınladıkları emirname ile Baş Administratör olarak Alb. Bremon´un Adana´ya ve Guvarnör olarak Bnb. Anfre´nin Mersin´e atandığım bildirmiştir. Anfre, hükümet konağının salonunu çalışma yeri olarak kendisine ayırmıştır. Fransız konsolosluk memurlarından Mardiros Dellalyan´ı tercüman. Deniz Subayı Tilçer´i Gümrük Kontrolörü, Üstğ. Salandr´ı Belediye sorumlusu, Başçavuş Patini´yi Komiserliğe, Yd. Tğm.Yakupyan´ı Jandarmaya ve Hapet Tulumcuyan´ı Maliyeye atamıştır.
Guvarnör Anfre, Mutasarrıf Galip Beyden idare amirleri ile çeşitli cemaat mümessilleri ile tanıştırılmasını istemiş ve Tahrirat Müdürü Salim, Muhasebeci Kanbur Cemal, Tapu Müdürü Lazkiyeli Şükrü, Tahsilat Müdürü Mehmet Latif, Nüfus Müdürü Ziya, Evkaf Müdürü Hulusi, Ceza Mahkemesi Reisi Osman, Bidayet Mahkemesi Reisi ve Kadı Tahsin, Gümrük Müdürü İhsan, Jandarma Komutanı Bnb. Zühtü, Emniyet Komiseri Hüsnü Bey ile tanıştırılmıştır. Guvarnör Anfrei´nin önerişi üzerine hayır cemiyetlerinin kurulmasına başlanmış, ancak “Türk” adına tahammül edemediği için kurulmak istenilen Türk Hayır Cemiyetinin adı evvela Cemiyetül İslamiyetül Hayriye ve sonradan değiştirilerek İslam Hayır Cemiyeti ismini almıştır. Cemiyet başkanlığına Müftü Abdullah, ikinci başkanlığına Ahmet Ergelen ve Galip Hasip ve üyeliklere Ziya Yalaz, Dr. Hayri Tolunay, Ömer Lütfü Kutay, Niyazi Develi, Hacı Yusuf Ağazade Tahsin, Hıdıroğlu Ali Beyler seçilmişlerdir. Cemiyetin bilinen toplantı yeri Yeni Camii odasıydı. Bu arada Jandarma Komutanı vekili Yzb. Haydar, Bl. Komutanı Galip, Jandarma Katipi Ali Rıza, Ziya, Dr. Hayri Beylerden müteşekkil gizli bir cemiyet daha kurulmuş ve Tarsuslu Palancı Mahmut Ağa´nın evinde toplanarak işgale karşı koyacak çalışmalarda bulunuyorlardı.

Başka cemiyetler de kurulmuştu. Cemiyetül İslamiyetül Arabiyetül Hayriye, Cemiyet ül- İslamiyetül Hayriyetül Şiiye ve İslami cemiyetlerin dışında; Birleşik Ermeni cemiyeti, Rum cemiyeti, Ortodoks ve Marunilerin Arap Hıristiyan Cemiyetleri, Musevi Cemiyeti, Kürt Yardım Cemiyeti

Mersin ve Tarsus´un Kurtuluşu

Ankara antlaşmasının taraflarca onaylanmasından sonra, Fransızlar işgal altında tuttukları Kilikya kentlerim kısa süre içinde boşalttılar. Fransızlar´ın Tarsus´u boşalttıkları gün 27 Aralık 1921 “de, Adana´daki Türk alayının bir taburu ve bir süvari bölüğü Tarsus´a, 3 Ocak 1922´de de Mersin´e girdi, böylece Mersin ve Tarsus´un kurtuluşu sağlanmış oldu
İçel´de Kuvayi Milliye Hareketinin Kuruluşu

A. Demirtaş bu olayı şöyle anlatır: “Sivas Kongresi´nde (4-12 Eylül 1919), Mustafa Kemal´in Heyeti Temsiliye Başkanı sıfatıyla, yerel örgüt temsilcileriyle yaptığı görüşmeler sonucunda yerel örgütlerin tümü, Rumeli ve Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adı altında toplanması ve milli güçlerin birleştirilmesi kararlaştırılmıştı.
Bu karardan sonra yurdun her yerinde olduğu gibi İçel´de de milli örgütler, çalışmalarım bu büyük kuruluşun birer şubesi olarak devam ettirmeye başladılar. Böylece tüm askeri güçler ve halk milisleri (çeteleri) Milli Kuvvetler adıyla birleştirilerek, düzenli bir ordu disipliniyle görev yapmaya başladı.

Mustafa Kemal, Kolordulara gönderdiği gizli emirde hangi Kolordunun hangi bölgelere, nasıl yardımda bulunabileceği bildirilmişti. Buna göre işgal altındaki Doğu Kilikya bölgesine Ankara´daki 20.Kolordu´nun kuzeyden, Konya´da bulunan 12.Kolordu´nun batıdan yaklaşım yaparak yöredeki Milli Kuvvetleri hazırlayacaklar ve gereken desteği vereceklerdir.

Bu talimata göre Konya´daki 12. Kolordunun Binbaşı Hüseyin Hüsnü Bey başkanlığındaki subay grubu Gülnar, Ermenek ve Anamur ilçelerini dolaşarak halkla temaslar kurdular ve Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti´nin Gülnar, Mut, Mağara, Silifke ve Keloluk yöre şubelerini açtılar. Milli Kuvvetlerin oluşmasını sağladılar, hareket planını hazırladılar. Bu çalışma ve hazırlıkların bitirilmesinden sonra mağara bucağından hareket edilerek, İçel´in doğusuna doğru ilerlemeye başladılar (20 Şubat 1920). Kaza merkezi Erçel idi.

Mersin ve Tarsus´un kıyı va ova bölgeleri tamamen işgal altında bulunduğundan. Batı İçel´den sağlanan Milli Kuvvetler, bir düzen içerisinde İçel´in dağlık kesiminden doğuya doğru ilerleme ortamı bulabiliyorlardı. Mağara, Silifke, Yağda, Güzeloluk, Sorkun ve Tepeköy güzergahından Efrenk´e (Arslanköy) ulaşılabildi, l Mart 1920´de burası işgalden kurtarıldı
Mersin – Tarsus Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri

Arslanköy işgalden kurtarıldıktan sonra Teğmen Nail Bey burada Arslanköy Müdafaa-i Hukuk Heyeti´ni oluşturdu. Başkanlığa Ali Yıldırım (Çolak Ali) getirildi. 20 Mart 1920´de Belenkeşlik´de Tarsus Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurulmuştur. Başkanlığına da Hacı İshak Ağa getirilmişti.

25 Mart 1920´de Mersin Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, Çavuşlu köyünden Hıdır oğlu Ali Efendi başkanlığında bir heyet seçilmiştir.
Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, Çavuşlu köyünden Hıdır oğlu Ali Efendi başkanlığında bir heyet seçilmiştir.

Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Heyeti temsiliye Başkanı Mustafa Kemal Paşa, Mersin Sancağı´nın da Büyük Millet Meclisi´nde temsil edilmesi için 5 milletvekilliği için 4 aday gönder-miş, birisini de Mersin halkının seçmesin! ve sonucunun acilen, 23 Nisan 1920 tarihine kadar ulaştırılmasını istemiştir. Mersin işgal altında olduğu için, aday seçiminin Elvanlı´da olması, hazır bulu-nan 40 küsür kişinin oyu ile Ziya (Eraydın) Bey seçilmiştir (3 Nisan 1920).

Daha sonra Kurtuluş Savaşı için hazırlıklar yapılmaya başlanmıştır. Müdafaa-i Hukuk Üyeleri Gözne´ye gelerek ve Muhtar Maraşlı Ali Efendi´nin de fikri alınarak, sonradan vali konağı olan bina 10 yataklı bir hastane şekline getirilmiştir. İçel´deki Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri´nden istenen yardımlar da gelmeye başlamıştır. İlk kez l Haziran 1920´de Silifke´den 1.350 liralık yardım ulaşmıştır. Bu yardımlarla sağlanabilen silah, cephane, giyecekler dağ köylerinin belirli merkezlerinde depolanmıştır.

Mersin – Tarsus Cephelerinde Yapılan Savaşlar

Savaş düzeni olarak Mersin – Tarsus bölgesi üç bölüme ayrılmıştır. Alata deresiyle Deliçay arası Mersin grubunu; Deliçay ile Tarsus Çayı arası Tarsus grubunu; Tarsus Çayı ile doğusu da Kavaklıhan grubunu teşkil ediyordu. Milli Müfrezeler (birlikler) bu alanlarda yerleşerek savaş düzenini alacaklardı.

Heyeti Temsiliye´nin talimatı üzerine Tarsus grubundaki müfrezeler şunlardır: Bozkurd Müfrezesi, Tarsus Gençler Müfrezesi, Selçuk Müfrezesi, Demirbaş Müfrezesi, Tozkoparan Müfrezesi, Gökbayrak Müfrezesi, Süvari Müfrezesi, Göçüklü Karahacı Müfrezesi, Polat Ağa Müfrezesi, İncirgedikli Derviş Ağa Müfrezesi, Kamberlihöyüklü Veysel Çavuş Müfrezesi, Eminlik´den Molla Nasuh Müfrezesi, Karayaylalı Müfrezesi, Berdan Müfrezesi, Semil Çavuş Müfrezesi, Efeler Müfrezesi, Karafaki – Arslanyürek Müfrezesi, Urfalı Mehmet Müfrezesi, Kurbanlı Akış Ağa Müfrezesi.
İşgal kuvvetleriyle Kuvayi Milliye arasında Mersin grubunda Başnalar, içmeler, Subendi, Emirler, Kızılyar, Mezitli ve Arpaçsakarlar savaşları yapılmıştır.
Tarsus gurubunda ise Eshabıkehf, Hacıtalip, Bağlar ve Karadırlik Kavaklıhan grubunda da Karboğazı ve Kavaklıhan savaşları yapılmıştır

 

30 Ekim 1918,  Limni adasının Mondros limanında demirli İngiliz Agamemnon zırhlısı. 1.Dünya Savaşı sonlarında yenik düşen Osmanlı İmparatorluğu heyetine, İtilaf Devletleri adına Ferik Amiral Sir S.A.G. Calthrope, 25 maddelik bir Mun’akit Mütâreke-Nâme imzalatmaya zorluyordu. Tarih kitaplarımızda “Mondros Mütarekesi” olarak geçen bu sözde ateşkes anlaşması gerçekte 600 yıllık bir imparatorluğun siyasi ve ekonomik egemenliğini sona erdiren acı bir belgeydi. Sömürge imparatorlukları bu belgeyle yetinmediler. Şubat 1919’da Paris’de toplanarak Batı Anadolu’yu Yunanistan’a vermeyi kararlaştırdılar. Bundan böyle tükenmiş imparatorluğun kalbi olan Anadolu, dört bir yandan işgale başlanacaktı. 17.12.1918 günü sabahı İngilizler Mersin’i işgale başladılar.

 

“Saat 9’da Mersin iskelesine yaklaşan bir filikadan çıkan İngiliz Subayı, iskele komiser muavinine bir zarf vererek gemisine dönmüştür. Mutasarrıf Galip Bey, Hükümet Konağı’nda Jandarma Bnb. Hüseyin Hüsnü, Emniyet Komiseri Hüsnü ile toplantı halindeydi. Tercüme edilen İngiliz subayının getirdiği mektup da “Ateşkesin 7. maddesi uyarınca ve son anlaşmaya göre asayişi sağlamak amacı ile Kilikya’nın işgaline Mersin’den başlanacağını, çıkarmanın istasyon yakınlarındaki iskeleden yapılacağını, Osmanlı idaresine ve memurlarına karışılmayacağı, işgalin geçici olduğu, halkın heyecana kapılmaması ve herhangi bir karşı koyma sorumluluğunun idare amirlerine ait olacağı bildiriliyordu ve “iskele civarı meydanlığı, İngiliz fabrikaları, istasyon binası ve Amerikan Kolejinin işgal edileceği, gerekli tedbirlerin alınması” isteniyordu. Saat 10 sularında Yzb.Mehmet Selahittin Han’ın Müslüman Hint bölüğü Alman iskelesinden çıkarak İngiliz fabrikasına yerleşmişlerdi. İşgalin ilk günleri olaysız geçmiştir. İşgalin başında bulunan Bnb.Bak, Mutassarrıf Galip Bey ile irtibat kurmuş ve yönetime karışmamıştır. İşgalci İngilizler karargahlarını Amerikan Koleji binasına kurmuşlar ve Üstg.Arthur komutasında istasyonda bir kontrollük tesis etmişlerdir. Olaysız geçen 16 günden sonra 2.1.1918 günü Yrb.Romieu komutasında Fransız işgal askerleri ve Ermeni Lejyon alayı Gümrük iskelesinden çıkarak Taşhan’a yerleşmiş ve işgale katılmışlardır. Fransız işgal kuvvetlerini Ermeni gönüllüleri; Taşhan, Araplar köyü, Hristiyan köyü ile Zeytinlibahçe’de çadırlara, Tunuslu ve Cezayirli askerler de askeri kışlaya ve Müftü Medresesi’ne yerleşmişlerdir. 12.11.1919 tarihinde İngiliz kuvvetlen çekilmiş ve işgalci olarak Fransızlar kalmıştır. Fransız işgal komutanlığı 19.1.1919 tarihinde yayınladıkları emirname ile Baş Administratör olarak Alb. Bremon’un Adana’ya ve Guvarnör olarak Bnb. Anfre’nin Mersin’e atandığını bildirmiştir. Anfre, hükümet konağının salonunu çalışma yeri olarak kendisine ayırmıştır. Fransız konsolosluk memurlarından Mardiros Dellalyan’ı tercüman. Deniz Subayı Tilçer’i Gümrük Kontrolörü, Üstg.Salandrı Belediye sorumlusu, Başçavuş Patini’yi Komiserliğe, Yd.Tgm.Yakupyan’ı Jandarmaya ve Hapet Tulumcuyan’ı Maliyeye atamıştır. Guvarnör Antre, Mutasarrıf Galip Beyden idare amirleri ile çeşitli cemaat mümessilleri ile tanıştırılmasını istemiş ve Tahrirat Müdürü Salim, Muhasebeci Kanbur Cemal, Tapu Müdürü Lazkiyeli Şükrü, Tahsilat Müdürü Mehmet Latif, Nüfus Müdürü Ziya, Evkaf Müdürü Hulisi, Ceza Mahkemesi Reisi Osman, Bidayet Mahkemesi Reisi ve Kadı Tahsin, Gümrük Müdürü İhsan, Jandarma Komutanı Bnb.Zühtü, Emniyet Komiseri Hüsnü Beyle tanıştırılmıştır. Guvarnör Anfrei’nin önerisi üzerine hayır ” cemiyetlerinin kurulmasına başlanmış, ancak “Türk” adına tahammül edemediği için kurulmak istenilen Türk Hayır Cemiyetinin adı evvela Cemiyetül islamiyetül Hayriye ve sonradan değiştirilerek İslam Hayır cemiyeti ismini almıştır. Cemiyet başkanlığına Müftü Abdullah, ikinci başkanlığına Ahmet-Ergelen ve Galip Hasip ve üyeliklere Ziya – Yalaz, Dr.Hayri – Tolunay – Ömer Lütfü – Kutay, Niyazi – Develi, Hacı Yusuf Ağazade Tahsin, Hıdıroğlu Ali Beyler seçilmişlerdir. Cemiyetin bilinen toplantı yeri Yeni Camii odasıydı. Bu arada Jandarma Komutanı vekili Yzb.Haydar, Bl.Komutanı Galip, Jandarma Katipi Ali Rıza, Ziya, Dr.Hayri beylerden müteşekkil gizli bir cemiyet daha kurulmuş ve Tarsuslu Palancı Mahmut Ağa’nın evinde toplanarak işgale karşı koyacak çalışmalarda bulunuyorlardı. Başka cemiyetlerde kurulmuştu. Cemiyetül islamiyetül Arabiyetül Hayriye, Cemiyetül İslamiyetül Hayriyetül Şiiye ve lslami cemiyetlerin dışında; Birleşik Ermeni cemiyeti, Rum cemiyeti, Ortodoks ve Marunilerin Arap Hristiyan cemiyetleri, Musevi cemiyeti, Kürt yardım cemiyeti.” Mersin’de Kuvayi Milliye Hareketinin Kuruluşu A. Demirtaş bu olayı şöyle anlatır: “Sivas Kongresi’nde (4-12 Eylül 1919), Mustafa Kemal’in Heyeti Temsiliye Başkanı sıfatıyla, yerel örgüt temsilcileriyle yaptığı görüşmeler sonucunda yerel örgüt¬lerin tümü, Rumeli ve Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adı altında toplanması ve milli güçlerin birleştirilmesi kararlaştırılmıştı. Bu karardan sonra yurdun her yerinde olduğu gibi İçel’de de milli örgütler, çalışmalarını bu büyük kuruluşun birer şubesi olarak devam ettirmeye başladılar. Böylece tüm askeri güçler ve halk milisleri (çeteleri) Milli Kuvvetler adıyla birleştirilerek, düzenli bir ordu disipliniyle görev yapmaya başladı. Mustafa Kemal, Kolordulara gönderdiği gizli emirde hangi Kolordunun hangi bölgelere, nasıl yardımda bulunabileceği bildirilmişti. Buna göre işgal altındaki Doğu Kilikya bölgesine Ankara’daki 20.Kolordu’nun kuzeyden, Konya’da bulunan 12.Kolordu’nun batıdan yaklaşım yaparak yöredeki Milli Kuvvetleri hazırlayacaklar ve gereken desteği vereceklerdir. Bu talimata göre Konya’daki 12. Kolordunun Binbaşı Hüseyin Hüsnü Bey başkanlığındaki subay grubu Gülnar, Ermenek ve Anamur ilçelerini dolaşarak halkla temaslar kurdular ve Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin Gülnar, Mut, Mağara, Silifke ve Kelolukyöre şubelerini açtılar. Milli Kuvvetlerin oluşmasını sağladılar, hareket planını hazırladılar. Bu çalışma ve hazırlıkların bitirilmesinden sonra mağara bucağından hareket edilerek, İçel’in doğusuna doğru ilerlemeye başladılar (20 Şubat 1920). Kaza merkezi Erçel idi. Mersin ve Tarsus’un kıyı va ova bölgeleri tamamen işgal altında bulunduğundan, Batı İçel’den sağlanan Milli Kuvvetler, bir düzen içerisinde İçel’in dağlık kesiminden doğuya doğru ilerleme ortamı bulabiliyorlardı. Mağara, Silifke, Güzeloluk, Yağda, Sorkun ve Tepeköy güzergahından Efrenk’e (Arslanköy) ulaşılabildi. 1 Mart 1920’de burası işgalden kurtarıldı. Mersin – Tarsus Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri Arslanköy işgalden kurtarıldıktan sonra Teğmen Nail Bey burada Arslanköy Müdafaa-i Hukuk Heyeti’ni oluşturdu. Başkanlığa Ali Yıldırım (Çolak Ali) getirildi. 20 Mart 1920’de Belenkeşlik’de Tarsus Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurulmuştur. Başkanlığına da Hacı İshak Ağa getirilmişti. 25 Mart 1920’de Mersin Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, Çavuşlu köyünden Hıdır oğlu Ali Efendi başkanlığında bir heyet seçilmiştir. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, Çavuşlu köyünden Hıdır oğlu Ali Efendi başkanlığında bir heyet seçilmiştir. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Heyeti temsiliye Başkanı Mustafa Kemal Paşa, Mersin Sancağı’nın da Büyük Millet Meclisi’nde temsil edilmesi için 5 milletvekilliği için 4 aday göndermiş, birisini de Mersin halkının seçmesini ve sonucunun acilen, 23 Nisan 1920 tarihine kadar ulaştırılmasını istemiştir. Mersin işgal altında olduğu için, aday seçiminin Elvanlı’da olması, hazır bulu¬nan 40 kusur kişinin oyu ile Ziya (Eraydın) Bey seçilmiştir (3 Nisan 1920). Daha sonra Kurtuluş Savaşı için hazırlıklar yapılmaya başlanmıştır. Müdafaa-i Hukuk Üyeleri Gözne’ye gelerek ve Muhtar Maraşlı Ali Efendi’nin de fikri alınarak, sonradan vali konağı olan bina 10 yataklı bir hastane şekline getirilmiştir. İçel’deki Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri’nden istenen yardımlar da gelmeye başlamıştır. İlk kez 1 Haziran 1920’de Silifke’den 1.350 liralık yardım ulaşmıştır. Bu yardımlarla sağlanabilen silah, cephane, giyecekler dağ köylerinin belirli merkezlerinde depolanmıştır. Mersin – Tarsus Cephelerinde Yapılan Savaşlar Savaş düzeni olarak Mersin – Tarsus bölgesi üç bölüme ayrılmıştır. Alata deresiyle Deliçay arası Mersin grubunu; Deliçay ile Tarsus Çayı arası Tarsus grubunu; Tarsus Çayı ile doğusu da Kavaklıhan grubunu teşkil ediyordu. Milli Müfrezeler (birlikler) bu alanlarda yerleşerek savaş düzenini alacaklardı. Heyeti Temsiliye’nin talimatı üzerine Tarsus grubundaki müfrezeler şunlardır:Bozkurd Müfrezesi, Tarsus Gençler Müfrezesi, Selçuk Müfrezesi, Demirbaş Müfrezesi, Tozkoparan Müfrezesi, Gökbayrak Müfrezesi, Süvari Müfrezesi, Göçüklü Karahacı Müfrezesi, Polat Ağa Müfrezesi, Incirgedikli Derviş Ağa Müfrezesi, Kamberlihöyüklü Veysel Çavuş Müfrezesi, Eminlik’den Molla Nasuh Müfrezesi, Karayaylalı Müfrezesi, Berdan Müfrezesi, Semil Çavuş Müfrezesi, Efeler Müfrezesi, Karafaki-Arslanyürek Müfrezesi, Urfalı Mehmet Müfrezesi, Kurbanlı Akış Ağa Müfrezesi. İşgal kuvvetleriyle Kuvayi Milliye arasında Mersin grubunda Başnalar, İçmeler, Subendi, Emirler, Kızılyar, Mezitli ve Arpaçsakarlar savaşları yapılmıştır. Tarsus gurubunda ise Eshabıkehf, Hacıtalip, Bağlar ve Karadırlik Kavaklıhan grubunda da Karboğazı ve Kavaklıhan savaşları yapılmıştır. 20 Aralık 1921 Ankara Antlaşması İmzalanıyor Asker ve silah bakımından Milli kuvvetlerimizden kat kat üstün olan Fransızlar, Mersin, Adana, Urfa, Antep ve Maraş gibi geniş bir cephede tutunarak Ermenilerle ortak bir devlet hayali içindeydiler. Fakat Milli kuvvetlerimizden beklemedikleri çetin bir gerilla savaşı karşısında umutsuzluğa kapılarak verdikleri ağır kaybı daha da büyütmek istemediler. Fransa’daki iç siyasi çekişmelerde savaşı bırakıp çekilmeyi gerektirdiğinden, önce Ankara’da kurulan yeni Türkiye devletini tanıdılar. Fransızlarla başlayan temaslar ve görüşmeler sonucu 20 Aralık 1921 tarihinde Ankara’da Franklin Bouillon ile Fethi Okyar arasında Ankara Antlaşması adıyla bilinen bir antlaşma imzalandı. Ankara Antlaşması, özerk bir yönetime sahip olmasını öngördüğü İskenderun Sancağı dışında, bütün Kilikya’nın, bu arada Mersin ve İçel’in Türkiye’ye bırakılmasını öngörüyordu.” Mersin ve Tarsus’un Kurtuluşu Ankara antlaşmasının taraflarca onaylanmasından sonra, Fransızlar işgal altında tuttukları Kilikya kentlerini kısa süre içinde boşalttılar. Fransızlar’ın Tarsus’u boşalttıkları gün 27 Aralık 1921’de, Adana’daki Türk alayının bir taburu ve bir süvari bölüğü Tarsus’a, 3 Ocak 1922’de de Mersin’e girdi, böylece Mersin ve Tarsus’un kurtuluşu sağlanmış oldu. Atatürk’ün Mersin Ziyaretleri Atatürk yurdun birçok yerini olduğu gibi, Mersin’i de birçok defa ziyaret etmiştir. Mersin’e ilk zi¬yareti Cumhuriyetten önce 5 Kasım 1918’de olmuştur. Atatürk, bu ziyaretinde Silifke sınırları ve Toros eteklerinde, karakolların artırılmasını ve dağ köylerine depolardaki yeni silah ve cephanelerden bol miktarda dağıtılmasını yetkililere tavsiye etmiştir. Gazi Mustafa Kemal Paşa, 17 Şubat-4 Mart 1923 arasında İzmir’de toplanan “Türkiye iktisat Kongresi”nden sonra ilk yurt gezisini Adana ve Mersin’e yapmıştır. Mersin ve Tarsus’u ziyaret etmek üzere Gazi ve yanındakiler, 17 Mart 1923 Cumartesi sabahı 9.45’de Adana’dan trenle hareket etmişlerdir. Yenice istasyonunda Mersin ve Tarsus’dan gelen heyetlerin karşıladığı tren, Tarsus’dan halkın coşkun sevgi gösterileri ve alkışları arasında yavaşça geçerken, Gazi, pencereden Tarsusluları selamlıyordu. Saat 11.30’da murt dallarıyla süslenmiş Mersin tren istasyonuna halkın coşkun tezahüratlarıyla girdi. Gazi, eşi Latife Hanımla trenden indikten sonra istasyon önündeki merasim kıtasını teftiş etti. Önce hükümet binasına, daha sonra da Belediye binasına gelen Gazi, başkandan belediye hizmetleriyle il¬gili bilgi aldı. Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti ve Gençler Yurdu’nu ziyaretinde, gençlere çok çalışmalarını tavsiye ederek, Türk Ocağı’na katılmalarını önerdi. Belediyenin şereflerine verdiği ziyafete katılmak üzere hep birlikte Mersin Palas Oteline (Günümüzde Mersin Oteli), daha sonra Askeri Mıntıka Kumandanlığına gidildi (Yandığı yerde şimdi Özgür Çocuk Parkı vardır.). Burada Askeri törenle karşılanan Gazi ve yanındakiler, bir süre dinlendiler. Binanın bir bölümünde öğretim yapılan Mersin Ticaret Rüştiyesi’ne geçildi. Girdikleri sınıfta dersi dinleyen ve öğrencilere sorular yönelten Gazi, alkışlar arasında binadan ayrıldı. Program gereğince Millet Bahçesi’nde çay içilecek, kent adına Hükümet Tabibi ve Türk Ocağı Başkanı Dr.Reşit Galip Bey konuşacaktı. Bahçede murt dalları, çiçeklerle süslenmiş ve bayraklar asılmış yüksekçe bir yer hazırlanmış; yaldızlı büyük iki koltuk konulmuştu. Ancak, Gazi bahçeye girdiğinde iki tahta sandalye çekti, eşiyle birlikte oturdular, çaylar içildi. Reşit Galip Beyin heyecanlı bir ses tonuyla söylediği, anlamlı, ve samimi hitabını dinlerken ve özellikle “senin büyüklüğün, bu milletin bir ferdi olmakla iktifa ve iftihar etmendir” sözlerinden çok duygulandı. Sonra kürsü olarak hazırlanan masanın üzerine çıkarak “Mersinliler, memleketiniz, beldeniz Türkiye’nin çok mühim bir noktasında bulunuyor. Çok mühim ticaret noktasıdır. Memleketiniz bütün Dünya ile Türkiye’nin irtibat noktasının en mühim yerindedir. Bunu sizler benden iyi biliyorsunuz…. Aziz Arkadaşlar, bu memleketin hakiki sahibi olunuz” dediği hitabesini söyledi. Sürekli alkışlar ve övgü sözleri arasında kürsüden indi ve halkın “Yine bekleriz Paşam” tezahüratıyla istasyona uğurlandı. 16.30’da Tarsus’a hareket ederken pencereden uğurlayanlar, selamlıyordu. Atatürk 20.1.1925 tarihinde yine Eşi Latife Hanımla birlikte Mersin’e gelmiş ve günümüzde Atatürk evi olarak müzeye dönüştürülen Christmann Köşkü’nde misafir edilmiştir. Bu ziyaretinde Mersin’de iki, gun kalmıştır. Atatürk Hac, Beyden, güneyde bir çiftlik almak istediğini ve tavsiye edecekleri bir yer olup olmadığını sormuştu. Hacı Bey, Silifke’de bir yer olduğunu söylemiş ve Atatürk 29.1.1925 günü satın almak istediği Tekir-Olukbaşı çiftliğine gitmiştir. Bu çiftlik Abidin Paşa’dan Bodasakiye, kurtuluştan sonrada hazineye geçmişti. Atatürk çiftliği hazineden satın almıştır. Burası modern bir çiftlik haline getirilmiş, bağış üzerine yine hazineye devredilmiştir. Atatürk, 10.5.1926 tarihinde Konya üzerinden trenle Mersin’e gelmiş ve doğruca limandaki Ertuğrul yatına binerek Taşucuna gitmiştir. Atatürk, bundan sonra üç defa daha Mersin’e gelmişse de kentte kalmamıştır. Atatürk, 19.11.1936 tarihinde yine tren yoluyla Mersin’e gelmiştir. Bu gelişinde Vali Konağı’nda kalmıştır. Mersin Valisi olan Rüknettin Nasihioğlu’na:”Vali Bey, konağı çabuk düzenle ve noksanlarını tamamlayın. Her sene Nisan ayını burada geçirmek istiyorum” demiştir. Atatürk’ün Mersin’e son gelişi ise 20.5.1938 Cuma günü 13.30’dur. Bu ziyaretinde de Vali Konağı’nda kalmıştır. Konağın balkonunda oturduğu sürece halk karşı kaldırımda, oradan ayrılıncaya kadar, uzun süre sevgi ve ilgi ile büyük kurtarıcıyı izlemiştir. Atatürk’ün Tarsus Ziyareti 17 Mart 1923 günü Gazi, Eşi Latife Hanım ile beraber Mersini ziyaret ettikten sonra akşam üzeri Tarsus’a geldiler. Akşam yemeğini yemek üzere Mehmet Rasim (Dokur) Bey’in evine gidildi. Mehmet Rasim Bey, İstiklal Savaşı’nda, Türkiye Büyük Millet Meclisi ordusunun tüm bez ihtiyacını kendi fabrikasında dokuyup göndermişti. Gazi, akşam yemeğinde Rasim Bey’e:”Kurtuluş Savaşımızda bize fabrikanız ile büyük destek sağladınız. Ordunun bez ihtiyacının büyük bir kısmını temin ettiniz. Size borcumuz oldukça çoğalmıştır. Size olan borcumuz nedir ve nasıl öderiz?” diyen minnet dolu sözlerine Rasim Bey’in yanıtı şöyle olmuştur:”Paşam, Türk Ordusuna fabrikam feda olsun. Hükümetimizin bana hiç bir borcu yok.” 17 Mart gecesi Atatürk ve eşi, eski belediye binasının bulunduğu yerde (Bu bina 1958 yılında yıkıldı.) kaldılar. Binanın etrafı çepeçevre Tarsuslu insanlarla dolup taşmıştı. Etrafta meşaleler, ateşler yakılmış, adeta tüm Tarsuslular nöbet tutmuşlardı. Gazi, arada bir kaldığı binanın balkonuna çıkıp Tarsus¬luları selamlıyordu Gazi, balkondan:”Vakit geç oldu. Lütfen istirahat edin. Evlerinize çekilin” diye seslenmesine rağmen, Tarsuslular Gazi’nin kaldığı evin etrafında sabaha kadar oturdular. 18 Mart 1923 günü, Şelale civarında bulunan Sadık Paşa’nın un fabrikasına giden Gazi ve eşi, burada sabah kahvaltılarını yaptıktan sonra, Şeyh Sünusi’nin evini ziyaret ettiler. Gazi, buradan Türk Ocağı’na giderek gençlere seslendi. Hatıra defterine de şunları yazdı:”Tarsus Türk Derneği altında birleşen ve Türklük harsını (kültürünü) yükseltmek gibi kıymetli vazife ifa eden Türk Gençliği’ni takdir ederim. Temenni ederim ki; dernek bu dakikadan itibaren Tarsus’da Türk’ün sönmez ocağının yandığı¬nı ismi ile de ilan etsin. 18-19 Mart 1923 Gazi” Aynı gün çiftçilere hitaben de bir konuşma yapan Gazi, Tarsus’un birçok tarihi ve dini yerlerini de gezdi. Paşayı izleyen Tarsuslular arasında bulunan kadın mücahit Adile Çavuş:”Bastığın toprağa kurban olayım Paşam” diyerek Gazi’nin ayaklarına kapanmıştır. Atatürk, Adile Çavuş’u elinden tutarak kaldırmış:”Kahraman Türk kadını! Sen yerlerde sürüklenmeye değil, omuzlar üstünde göklere yükselmeye layıksın” diyerek o ünlü sözlerinden birini söylemiştir. Daha sonra İttihat ve Terakki Mektebini (Eski Türk Ocağı İlkokulu) ziyaret eden Gazi Paşa, burada öğrencilerle jimnastik dersi yapmış, sınıfta ise tarih dersi vermiştir. Atatürk, 27 Ocak 1925’de Silifke’yi de ziyaret etmiştir

İŞGÂL BÖLGESİNE GİRİŞ VE İLK OLAYLAR

 

İleri hareket başlıyor

Alınan kararlara ve verilen emir ve direktiflere uyularak Mart başlarında  işgâl bölgesine doğru ileri harekâta başlamak üzere fedai müfrezeler komutanı Emin Arslan Bey şu tertibatı almıştır:

1 – Yedeksubay Kozan’lı Mustafa Nail komutasındaki 22 mevcutlu birinci bölük Güzeloluk’tan alacağı kılavuzla Efrengi (Aslanköy) hedef alarak 24 Şubat 1920 de Mağara’dan hareket etti.

2 – Başçavuş Adana’lı Hasan Tahsin (Şahin Efe) komutasındaki 22 mevcutlu ikinci bölük Güzeloluk – Arslanlı üzerinden Karahıdır’lı istikametinde harekete geçirildi. (2 Mart 1920)

3 – Yedeksubay Ali Rıza Timurtaş komutasında 25 mevcutlu üçüncü bölük 4 Mart 1920’de Güzeloluk – Arslanlı üzerinden Alata istikametinde harekete geçirildi.

4 – Yedeksubay Adil komutasındaki müfreze de Susanoğlu – Kızkalesi istikametine hareket ederek (2 Mart 1920) Silifke Mersin ulaşımını kesmeye memur edildi.

 

Arslan köy işgal ediliyor

Yedeksubay Mustafa Nail komutasındaki bölük 28 Şubat 1920 de Güzeloluktan aldığı iki kılavuzla karlı ve tipili bir havada yürüyüşe geçti. Geç vakit Mersin’in Sorkun köyüne ulaştı. Köy halkı fedaileri sevinçle karşılayarak istirahatlerini sağladılar, Burada, işgâl bölgesinde üç kişilik Müdafaa-i Hukuk heyeti kuruldu. Ertesi gün erken saatlerde yoluna devam eden müfreze kar tepelemek ve yol açmak üzere köy halkı tarafından sağlanan on kişilik bir kılavuz ekibi alarak akşama yakın Arslanköy’ün batısında Mersin çayı’nın kaynağı olan Yedigöz denen yere ulaşıp burada bir köy evine konuk oldular. Komutan daha önce kendisine yardımcı olabileceğini tesbit ettiği Başçavuş Hüsnü’ye haber göndermekle beraber her ihtimale karşı tertibat aldırdı. Bir miktar silahlı kimselerin köy civarına geldikleri haber alınınca Arslanköy’den çolak Hasan (Yırdıran) müfreze komutanı ile temasa gelerek bunların soyguncu çetesi olmayıp Mustafa Kemal Paşa’nın emri ile kurulan Kuvayi Milliye müfrezesi olduğunu öğrenmiş ve dönüp durumu Arslanköy’lülere anlatması üzerine müfreze 1 Mart 1920 sabahı Arslanköylüler’in coşkun sevgi gösterilerile karşılandı. Mersin’in en büyük köylerinden biri olan Arslanköy’ün bu suretle Kuvayi Milliye’ye katılması kuşku içinde bulunan diğer köyleri de uyarmış, örnek olmuş ve milli kuvvetlerin her tarafta gösterilerle karşılanmasında öncülük yapmıştır.

Müfreze doğruca jandarma karakoluna gitti. Jandarma karakol komutanı ve erler de Kuvayi Milliye’ye katılmayı kabul ettiklerinden silah üzerine yemin ettirilerek bu kabulleri teyid olundu.

Kuvayi Milliye’nin Arslanköy’e geldiği ve jandarma karakolunun katıldığı haberinin etrafa sızdırılmamasına ve jandarmanın eskisi gibi vazife görmesine, kendi takımı ile temasını sürdürmesine fakat Kuvayi Milliye hakkında bilgi vermemesine karar verildi.

Arslanköy’de müdafaa-i Hukuk Heyeti şu şekilde kuruldu:

1 – Ali Yıdıran (Çolak Ali);

2 – Keşli Molla Mehmet Gürbüz,

3 – Köle Hacı Veliyüddin Efendi,

4 – Darendeli İlyas Kâhya (Muhtar).

İleri harekatâ ait rapor ve yazışmalar

Tarihî birer belge olmaları bakımından fedai müfrezeler komutanlığı ile bölük komutanları arasında ileri harekâta ait rapor ve yazışmaları aynen kaydediyoruz. Birinci Bölük Komutanı Kozan’lı Nail Mağara’da bulunan fedai müfrezeler komutanlığına şu raporu göndermiştir:

Mağara’da Müfreze Komutanlığına;

Sorkun

28 Şubat 1920

 

28 Şubat’ta Güzeloluk’tan hareket ettim. Sıkı bir yürüyüş ile öğleden sonra Mersin’in Sorkun köyüne ulaştım. Kariye halkı bizleri çok iyi karşıladı. İstirahatimizi temin ettiler. Derhal Müdafaa-i Hukuk Teşkilâtı kurduk. Bir de bu köyden Güzelolu’ğa bir telâki seçtirdik.

1 Mart 1920’de Mersin’in Efrenk köyüne hareket edeceğiz. Burada birtakım jandarmanın da bulunduğu öğrenildi. İnşallah burayı kolayca işgal edeceğimi ümit etmekteyim. Sonucu ayrıca arzedeceğim efendim.

Müfreze Komutanı

Mustafa Nail

Bu raporu alan fedai müfrezeler komutanı Emin Arslan Bey Güzeloluk’ta bulunan Yedekteğmen Genç İzzet’e (Tevfik Bölgen) şu emri vermiştir:

Güzeloluk’ta Tevfik Efendi’ye,

Mağara

2 Mart 1920

1 – Mustafa Efendi’nin Efrenge işari ahire kadar gitmemesi yazılmış ise de bu emrimi almadan hareket ettiği anlaşılmıştır. Mumaileyhi takviye etmek lâzımdır.

2 – Oradaki mevcutla emrimi alır almaz onbeş günlük erzaklarını da oradan alarak Sorkun’dan Mustafa Nail efendiyi takviye etmek ve muamaileyhle irtibat sağlamak lâzımdır. Harekâta geçilmiş olduğundan haberler muntazaman ve süratle bildirilecektir. Elinizdeki kanun gereğince vazifesini lâyıkıyle yapmıyanların cezası idam olduğunu bilirsiniz.

Harekatı Milliye Müfrezeleri Komutanı

Binbaşı Emin Arslan

 

Tahşiye: Müstaceldir. Tehiri mucibi tecziyedir.

Efradınızdan bir çavuş komutasında 10 neferi Gölpınar’ın altındaki Dinikâr boğazına yerleştiriniz. Külli ile de Sorkun’da Mustafa Nail efendi’yi takviye edeceksiniz.

Fedai müfrezeler komutanı birinci bölük komutanı Mustafa Nail’e de şu emri göndermiştir.

Sorkun’da Birinci Bölük Komutanı

Mustafa Nail Efendi’ye;

1 – Güzeloluk Müdafaa-i Hukuk Reisi ile müştereken yazdığınız tahrirât üzerine ve gösterilen espaba binaen işari ahire kadar Güzelolukta kalmanızı size bir tahrirat ile bildirmiştim. Bu emrimi almadan Aslanköy’e hareket edildiği anlaşılıyor.

2 – Seni Sorkun’da takviye etmek üzere 20 mevcutlu Tevfik Efendi müfrezesini Sorkun’a gönderiyorum. Göreyim seni Kozanoğlu. Cenabı Hak muvaffakiyetleri ihsan buyursun. Harekâtından ve icraatından beni her gün haberdar ediniz. Sorkun’da Tevfik efendi ile irtibat tesis ediniz. Arslanköy ile Mersin arasındaki telefon hattını tahrip etmeyi unutmayınız oğlum. Mart 1920.

Harekâtı Milliye Müfrezeleri Komutanı

Emin Arslan

Güzeloluk’tan hareket eden Şahin Efe komutasındaki ikinci bölÜk ile Alata istikametine hareket eden Doğan Efe (Ali Rıza Timurtaş) komutasındaki üçüncü bölük Karahadır’lı sırtlarında birleşerek burasını işgal etmiş ve jandarma karakolunu teslim almıştır. Her iki bölük yürüyüşüne devam ederek Alata’yı da işgâl edip jandarma karakolunu teslim almışlardır.

Fransızların hazırlıkları

Fransız işgâl makamları, Mersin ve havalisine mürettep Emin Arslan Bey komutasındaki müfrezelerin 15 Ocak 1920 de Mut’a geldiklerini ve buradaki gelişmeleri Mağara’daki ajanlarından, Mağara’ya gelişlerini de Silifke’deki ajanlarından haber alarak durumu dikkatle izlemekteydiler. Ancak Mağara’nın Kuvayi Milliye’nin Sıkı kontrolu altında bulunması yüzünden son gelişmelerden bilgi alamamakta ve kuşkulanmakta idiler.

İşgal makamlarınca mevsim kış olduğundan dağ köy yolları ve patikalar karla kapalı ve geçit vermez durumda, oldukları bilindiğinden batıdan yapılacak herhangi bir hareketin ancak Köypınar’ı – Karahadıl’lı – Erdemli arasından yapılabileceğini hesaplayarak ona göre hazırlık ve tertibatta bulunuyorlardı.

Jandarma taburunun bu bölgede merkezi Tömük’te olmak üzere Elvan’lı takımı vardı. Karayakup, Karahadır’lı Alata ve Mezit’li karakolları bu takıma bağlı bululuyorlardı. Bu takımda yoğun bir hazırlık başlamıştı. Merkezdeki teğmen Antranik bu takıma atanmış ve görevine başlamıştı. Yardımcılığına da asteğmen Hayrettin getirilmiş, Elvanlı takımı eski komutanı Başçavuş Dervişi Karahadırlı karakol komutanlığına atayarak oradaki Başçavuş Yahya (Tansal) yı da Tömük merkezine almıştır. Karayakup karakolunda bir jandarma bırakarak karakol komutanı Tarsus’lu Müştak çavuşla onbaşı ve erleri Elvanlı’ya getirmişti. Aynı şekilde Mezit’li karakolunu da Elvanlı’ya aktarmış, ancak Alata’daki Dağlı köyünden Halil Çavuş komutasındaki karakolda değişiklik yapmamıştı. Bu atama ve değiştirmeler ile Fransız’ların jandarma kuvvetlerini toplu bir halde bulundurmak istedikleri anlaşılıyordu.

Diğer taraftan Alata köprüsü doğusunda bulunan gümrük merkezindeki Fransız süvari birliği de takviye edilmişti. Antranik ayrıca Mersin seyyar jandarma bölüğünden de güvendiklerini seçerek Tömüğ’e getirmişti. Bunları düzenledikten sonra merkezden cephane de aldırmış ve takımını da alarma geçirmişti. Bu arada Silifke – Mersin yolunun Alata köprüsü doğusunda sıkı yoklamalar başlamış, köypınar ve Karahıdır’lı tepelerinde gözetme yerleri kurulmuş, telâki devriyeleri dolaştırılmağa başlanmıştı.

Mersin jandarma taburu 17 Şubat 1920 tarihinde aldığı emirle silah değiştirmiş, cephanelerini almış; kumanyalarını hazırlamış, her an harekete hazır olarak alarma geçmişti. Fransızlar, jandarma yönünden bu tertipleri alırken kendi birliklerini de gizliden gizliye hazırlamaya başlamışlardı.

 

Jandarmada kaynaşma

Fransız işgâl makamları, Kuvayi Milliye’ye karşı Mersin – Silifke sınırı üzerinde bu tedbirleri aldıkları sırada ilk Kuvayi Milliye müfrezesinin Mersin sınırına geçeceğinin duyulması üzerine seyyar jandarma bölüğü ve merkez takımında bulunan gönüllü Türk jandarmaları arasında bir kaynaşma başlamıştır. Bu kaynaşmayı Seyfi (Köroğlu) çavuş organize ediyordu. Gizliden gizliye yapılan propaganda ve anlaşmalar sonunda 20’yi aşkın bir ” gönüllü müfrezesi Kuvayi Milliye’ye katılmak üzere hazırlanmıştı. 23 Şubat 1920 de yaptıkları gizli toplantıda aldıkları karara uyarak silâhlarını depodan değiştirmişler, alabildikleri kadar cephane almışlar, fişeklik ve benzeri noksanlıklarını tamamlayarak harekete hazır duruma gelmişlerdi. Kuvayi Milliye’nin Mersin sınırını geçtiğini öğrendikten sonra da, hareket gününü, izliyecekleri yolları kararlaştırmak üzere 26/27 Şubat 1920 gecesi yaptıkları toplantıda tesadüfen bulunan jandarma çavuşu Ahmet (Oğuzbaş) ın seyyar bölük komutanı Galip Tekin’i durumdan haberdar etmesi üzerine Galip Tekin Seyfi Köroğlu ve arkadaşlarını gizlice çağırtarak onlara zamanı geldiğinde kendisinin ve bütün jandarma teşkilatının Kuvayi Milliye’ye katılacağını, öyle bir harekete vakitsiz başladıkları taktirde Fransız’ların ona göre tedbir alarak Türk jandarma ve subaylarını vazifeden uzaklaştıracaklarını ve böyle bir halin memleket yararına aykırı olduğunu söylemiş yapılacak bu hareketi önlemişti.

Bir hata ilk şehit

Arslanköy karakol komutanı Başçavuş Ali Paşa (Vuruşkan) Kuvayi Milliye’nin gelişi sırasında ağır hasta olarak muhtarın evinde yatmakta ve karakol komutanlığını vekaleten Hacı onbaşı yapmakta idi.

Kuvayi Milliye’nin Yedigöz’e geldiğini öğrenen Hacı onbaşı, henüz telefon irtibatı kesilmediğinden bu haberi telefonla Erçel’de bulunan takım komutanı Teğmen, Emin Semre’ye (Dolunay) bildirmiştir. Emin Semre de aldığı bu haberi aynen Mersin jandarma tabur komutanı Yüzbaşı Haydar Bey’e telefonla ulaştırmıştır. Haydar Bey’in gelen kuvvet hakkında bilgi istenmesi üzerine de telefon irtibatı kesildiğinden Arslanköy karakol komutanına (Gelen müfreze komutanının adı, mevcudu, silâhlarının cinsi, yeni kuvvetler gelip gelmediği ye karakolun durumunun bildirilmesi) hakkında yazdığı mektubu bir atlıyla göndermiş, fakat bu atlı Arslanköy sınırındaki gözcüler tarafından yakalanarak elde edilen mektup birinci bölük komutanı Teğmen Kozan’lı Mustafa Nail’e götürülmüştü.

Mustafa Nail, durumu incelemeye lüzum görmeden Kuvayi Milliye’nin gelişinin gizli tutu1acağı hakkında verdiği emrin yerine getirilmemesinin karakol komutanı Başçavuş Ali Vuruşkan tarafından yapıldığını sanarak Çeceli’li Hasan Çavuşu (Bağlar savaşında şehit oldu) 5 fedai ile muhtarın evine göndermiş ve Başçavuş Ali’yi öldürmüştür.

Silâh sesleri üzerine feci durumu öğrenen Hasan onbabaşı, Mustafa Nail’e koşarak Ali Vuruşkan’ın rahatsızlığı dolayısıyle ve vekili sıfatiyle Kuvayi Milliye’nin gelişini Erçel takım komutanlığına kendisinin bildirdiğini ve eğer ortada bir suç varsa vurulması gereken kişinin kendisi olduğunu pervasızca haykırması üzerine Mustafa Nail yaptığı bu hatadan dolayı çok üzülmüş ve bu üzgünlüğünü her vesile ile tekrarlamıştır.

Haksız yere öldürülen Ali Vurşukan’ı İçel Kurtuluş savaşının ilk şehidi olarak rahmetle anarız.

Seyyar jandarma bölüğü kuvayi milliyeye katılıyor

Jandarma tabur komutanı Yüzbaşı Haydar Bey (Emekli Albay Haydar Gülener, rahmetli) Erçel takım komutanından Kuvayi Milliye’nin Efrenge geldiği haberini aldıktan sonra Mersin Fransız güvernöru Binbaşı, Anfre’ye giderek alarm durumunda olan seyyar jandarma bölüğünün çeteleri tenkil etmek üzere gönderilmesini teklif etmiş ve aldığı müsbet cevap üzerine bölük komutanına derhal hazırlanıp hareket etmesini emretmişti. Yapılan görüşme ve anlaşmalara göre seyyar jandarma bölük komutanı civar yerlerde bulunan karakolları da emrine alarak harekete geçecek ve Kuvayi Milliye’ye katılacaktı.

Bu karara göre merkeze bağlı karakollardan Buluklu’daki çavuş Eyüb Sabriye (Asteğmen Eyüp Sabri Yılmaz rahmetli) komutasındaki karakol erleri ile Erçel’de seyyar bölüğe katılması emri verilmiş, Kazanlı, Karacailyas ve Yakaköy’deki karakollara süvari jandarmalar gönderilerek hazır durumda bulunmaları tebliğ edilmişti. Ayrıca bu süvarilere görevlerini yaptıktan sonra Erçelde bölüğe katılmaları emri verilmişti. Merkezden 10 süvaride irtibatı sağlamak üzere seyyar bölük emrine alınmıştı.

Üsteğmen Galip Tekin son olarak bölüğünü gözden geçirmiş, hastaları ayırtmış, düşük çaplı silahları değiştirmiş ve erlere götürebilecekleri kadar cephane dağıtmış aileleri ile de vedalaşmalarına izin vermiş, gece nöbetçilerini düzenlemiş, 5 günlük komanyalarını dağıtarak bölüğünü hazır duruma getirdikten sonra Haydar Bey’le son görüşmesini yapmıştı. Ancak bütün bu hazırlıklar sırasında dikkati çekmemek ve bir sızıntıya meydan vermemek üzere bütün erlere aynı şekilde muamele yapmaya dikkat etmişti. Çünkü, bölük erleri arasında Ermeni ve diğer şüpheli gönüllü jandarmalar da bulunuyordu.

3 Mart 1920 Salı günü sabahın erken saatlarında 60 erbaş ve er, 10 süvari ile harekete geçen seyyar jandarma bölüğü Menteş – Emirler yolu ile akşama doğru Erçel’e vardı. Buluklu karakolu da aldığı emire uyarak Emirler’de bölüğe katılmış, Kuzucubelen karakoluna da haber gönderilerek bu karakolun katılması da sağlanmıştı. Jandarma bölüğü Erçel’de yerleştikten ve gerekli tertibatı aldıktan sonra bölük komutanı Galip Tekin ve Erçel takım komutanı Emin Semre durumu görüşerek şu karara varmışlardı:

1 – Milli mücadeleyi desteklemek üzere Kuvayi Milliye’ye katılacakları Arslanköy’deki müfreze komutanına bildirilecek;

2 – a) Ancak jandarma ailelerinin Mersin’de bulunmaları dolayısıyle Fransız’lar tarafından onlara bir kötülük ve zulüm yapılmaması için bu katılma sun’i bir çarpışma ile kamufle edilecek;

  1. b) Şüpheli jandarmalar muhafaza altına alınmakla beraber merkezde bulunan erbaş ve erlerin de Kuvayi Milliye’ye katılmaları çareleri aranacak;
  2. c) Merkezdeki depodan bir miktar daha cephane getirilmesi sağlanacak, durumu şüpheli gösterecek her türlü hareketler önlenecek;

ç) Erçel takımının ve diğer karakolların katılması ile mevcudu 133’ü bulan seyyar bölük Kılavur sırtlarında mevzilenerek durumun gelişmesini bekleyecek.

Bu kararların Kuvayi Milliye komutanına ulaştırılması ve alınacak tertibatın düzenlenmesi için Eyup Sabri çavuş’ görevlendirildiğinden 4 Mart 1920 sabahı erkenden Arslanköy’e hareket etmiş, seyyar bölük te Kılavur sırtlarında mevziye girmişti.

Görevini dikkatle başaran Eyüp Sabri çavuş Kılavur’a dönmüş ve Kuvayi Milliye komutanının seyyar bölük komutanı ile görüşmek isteğini ulaştırmıştı. Bölük komutanı Galip Tekin tereddüt etmeden bu isteğe uymuş ve Eyüp Sabri çavuşla yola çıkarak Medreselik mevkiinde Mustafa ile buluşarak sarmaş dolaş olmuşlardır. Varılan mutabakata göre; .

Her iki müfreze Kılavur sırtlarında mevzilenmişler, yakılan ateşler ve verilen işaretler üzerine kısa bir çarpışma ve ateş gösterisi yapmışlar ve karşılıklı okunan ezan sesleri ile ateşi Kesmişlerdi.

Seyyar jandarma bölüğü Kılavur köyü doğu yolu gerisine çekilmişti. Kararlaştırılan anlaşmaya göre buradan bir süvari Mersin jandarma tabur komutanlığına gönderilerek: “5 Mart 1920 günü sabahın erken saatlerinde Kılavur sırtlarında  başlayan çarpışmanın  şiddetlendiği, çeteler üstün kuvvetde olduklarından acele takviye ve cephane gönderilmesi” istenmişti.

Yine 2 komutanca alınan karara göre: Mersin seyyar jandarma bölüğü, Topaktaş – Fındıkpınar’ı yolu ile karargâhı Arslanlı’da bulunan fedai müfrezeler komutanı emrine hareket etmiş, bu arada Başçavuş Şevki (Güraltay) komutasındaki Dinikar (Tepeköy) karakolu da bölüğe katılmıştı.

Diğer taraftan Dinikar karakolunun asıl komutanı Kara Çavuş (sonradan Tegmen) Veysel Arıkol da 5 Mart 1920 de Erçel’de Mustafa Nail’le mülâki olmuş, emrinde olduğunu bildirmiş ve seyyar jandarma bölüğüne katılması emrini alarak Sorkun’da bölüğe iltihak etmiştir.

Fedai müfrezeler birinci bölük komutanı Mustafa Nail de Erçel’e giderek teşkilâtını düzenleme ve genişletmeye devam etmiştir. Millî müfrezeler Erçel’de halk tarafından coşkun gösterilerle karşılandı. O sırada’ Erçel’de Nahiye Müdürü olan Tahsin bey ve köyün nüfuzlu şahsı olan Hacı Yusuf ağa zade İsa (Ersoy) efendi de müfrezeye büyük bir ilgi göstererek her türlü ihtiyaçlarının temininde birinci derecede âmil olmuşlardır.

Diğer taraftan, millî müfrezelerin Erçel’e geldiğini haber alan Kerimler köyünden Osman Muzaffer (Koçaşoğlu) Birinci Cihan Savaşından tanıdığı Müfreze Komutanı Mustafa Nail’i ziyaret etmek üzere 6 Mart 1920 da Erçel’e gitmiş ve kendisine Mersin ve köylerinin genel durumu hakkında bilgi vermiş ve ileri hareketler hakkında mutabık kaldıktan sonra köyüne dönerek dört deve yükü erzak ve ikiyüz lira para yardımında bulunmuştur.

Bu arada Müfreze Komutanı, kendi emniyetini temin maksadile stratejik bir mevki olan Başna’lar Kalesinde ileri karakol tertibatı almıştır.

 

Mersin’den takviye ve cephane gönderiliyor

Seyyar jandarma bölük komutanı Üsteğmen Galip Tekin’in merkezden takviye ve cephane istemesi üzerine jandarma tabur komutanı Yüzbaşı Haydar Bey, 50 kişilik bir müfreze ve 3 katır yükü cephane ile takım komutanı Teğmen Cemil’ (Özden rahmetli)i Başnalar köyü istikametine göndermişti. Başnalar köyünde Galip Tekin’in Kuvayi Milliye’ye katıldığını öğrenen Cemil Özden Erçel’e giderek Mustafa Nail ile görüşmüş ve jandarma bölüğüne iltihak emrini aldığından takımı ile birlikte Dinikirda bölüğe katılmıştır. Bu katılmayı haber alan Fransız makamları, Cemil Özden’in kardeşi ve ailesi efradını tevkif etmiş ve hertürlü işkenceyi reva görmüşlerdir.

 

Adil Efe’nin Çamalanı istikametine akını

Kuvayi Milliye’ye katılışından sonra “Adil Efe” takma adını alan Arslanköy’lü Başçavuş Hüsnü fedai müfrezeler birinci bölük komutanı Teğmen Mustafa Nail’den ayrılarak Belenkeş’liğe gelmişti. Yanındaki kuvvetten bir kısmını Belenkeş’likte bırakarak 16 kişilik seçme bir kuvvetle Çamalan’ı istikametinde bir akın yapmayı tasarlayarak Belenkeşlik’ten hareketle, Tarsus’un Namrun nahiyesi doğusundaki Darıpınar’ı köyüne vardı. Halkın da yakın ilgi ve desteğini gören Adil efe, burada Tekel’i oğlu Mustafa ağadan aldığı bir habere göre Ermeni jandarma Takım Komutanı Bedros çavuş komutasında 30 kişilik bir müfrezenin 25 Mart 1920 günü Karageçit köprüsünü tahribe geleceğini öğrendi. Aynı günün erken saatlerinde Karageçit köprüsünün batısında pusu kurdu. Tekeli oğlu Mustafa ağa, jandarma takımı arasında bulunan ve eşkiya Kara Yusuf çetesini imha ettiği söylenen Fransız taraflısı İbrahim Çavuş adındaki şahsın çok yaman bir atıcı olduğunu ve bindikleri hayvanların donları hakkında da bilgi verdiği için Adil Efe ona göre tedbirli davranmış, kendisi İbrahim Çavuş’a ve seçtiği iki atıcı arkadaşını da Bedros çavuşla yanındaki atlı Karabet’e ateş etmelerini kararlaştırmıştı. Bu tertibattan habersiz olarak hiçbir tedbir almadan Karageçit köprüsüne gelen müfrezenin elebaşıları ilk atılan kurşunlarla derhal yok edilmiş ve çoğunluğu Türk olan jandarmalar da müfrezeye katılmışlardı.

Bu olay bölgede çok müsait bir tesir yarattığından jandarmadan başka müfrezeye katılanlar olmuş ve mevcudu 34 kişiyi bulmuştu. Ayrıca bölgede bulunan Tekeli oğlu Mustafa, Dede ve Derviş Ağa, gibi tanınmış kişilerde müfreze kurmakla meşgûl bulunuyorlardı. Karageçit’ten hareket eden müfreze Mart’ta Çamalanı’nı basarak buradaki Fransız kuvetlerini yok etmiş ve mevcut jandarmanın da katılmasını sağlamıştı. Burada 9 düşman esir edildi.

Sıra Pozantı yolu üzerinde mühim stratejik bir mevki olan Kadir hanını işgale gelmişti. Burada mühüm bir Fransız kuvveti bulunuyordu. O gün Müfreze doğudaki dağ eteklerinden Kadirhanı’na yaklaştı. O sırada aldığı emir üzerine bu bölgeye gelen istihkâm Üsteğmeni Cemal Efe (merhum Albay Cemal Ziyal) mevcut kuvvetlerin komutasını eline alarak Kadirhan kuşatma ve baskınını idare etmiştir. Müfrezeye katılanlar ve baskına iştirak edenler arasında Yanıkkışla’lı Tekeli oğlu Mustafa, Kara Hacı, Molla Nasuh, jandarmadan Cevdet ve Kemal Çavuşlar, Abdurrahman Kâhya, Cin Osman, Koca bucaklı Hasan, Deli Mehmet Ağa, Polat’lı Emin ve Fettah Ağalarla Damlama jandarma karakol komutanı Hamdi Çavuş bulunuyorlardı. Önce düşmanın Tarsus’ta olan ulaşımı telgraf tellerinin kesilmesi ile kesildi.

Kadirhan’da kuşatılan düşmana teslim olmaları için yapılan tekliflere silahla karşı koyduklarından burasının yakılması kararlaştırıldı. Hanın damına çıkan Gülekli Lütfi tarafından çatıdan gazlı paçavralarla tutuşturularak yakıldı. Ancak bu sırada Lütfi’ye omuz vererek dama çıkmasını sağlayan Şıhlı köyünden Abdurrahman (Çırak) şehit düştü. Burada da düşmandan 21 esir alındı.

Tarsus – Pozantı karayolu bu suretle Fransız karakollarından temizlendikten ve bu yolun emniyeti sağlandıktan sonra sıra demiryolu ulaşımının kesilmesine gelmişti. Bu bölgeyi çok iyi tanıyan Kızıldağlı Hacı Osman yanına aldığı istihkam eri ile Yaramış köprüsünü attıktan sonra 2 Nisan’ 1920 gecesi Durak ve bucak istasyonları da köylülerin yardımı ile işgal edildi. Buranın işgâlinde Tepeçay’lak ve Durak jandarma karakol komutanları Zekeriya Karayayla’lı ve Osman Polat’ın fedakarlıkları görülmüştür. Hacıkır’da bulunan Fransız karakolunun kuşatılmasında da vazife gören Adil Efe buranın zaptından sonra aldığı emir üzerine Mersin grubuna döndü.

Tarsus’ta bir bayrak olayı

Fransızlar’ın kendi maksatlarına alet olabilecek kişileri muhtelif görevlere tayin etmek suretile bölgede tam bir sömürge politikası güttüklerine muhtelif vesilelerle değinmiştik. Bu politikanın tipik bir örneği de Tarsus’ta cereyan etmiştir.

Aslen Ceyazir’li ve Türk muvazzaf subayı olan Fethi adındaki şahıs Türk ordusunun Çukurova’yı boşaltması sırasında Tarsus’ta kalmış ve Fransız işgâlinden sonra Guvernörlük baştercümanlığı görevine tayin edilmişti.

Kardeşi subay adayı Fevzi ise, Adana’da açılan Jandarma okulunda bir süre staj gördükten sonra def’aten Üsteğmenlik rütbesile Tarsus Jandarma bölüğü Merkez takım komutanlığına atanmıştı.

Tarsus’tan evli olan bu iki kardeşten Fethi’nin nisbeten daha makul hareketlerine rağmen Fevzi koyu bir Fransız taraftarı kesilmiş ve her fırsatta Türk’lere ve Türk’lüğe hakaretten çekinmemiştir.

Bu gönüllü Türk jandarmalarından Fuat Çavuş’la, Hacı Emin (Talas) ve Abdürrezak (Kıral) jandarma deposunda buldukları bir Türk bayrağını temizledikleri sırada depoya giren Fevzi ne yaptıklarım sormuş ve Türk bayrağını temizlediklerini öğrenince çileden çıkarak:

– Bu paçavraya hala mı itibar ediyorsunuz? Siz bugün bir büyük devletin himayesinde yaşıyorsunuz. Buna memnun olup şükredeceğiniz yerde nankörlük ediyorsunuz, demiş ve ellerinden aldığı bayrağı yırtarak çizmelerini sildirmiştir. Bu hale tahammül edemiyen Türk jandarmaları olayı ağlayarak takım Başçavuş Hilmi efendi’ye haber vermişler, tanıkları yanına alan Başçavuş Hilmi doğruca Guvernör Kostilyer’e giderek durumu anlatmış ve tanıkları da dinliyen Guvernör Fevzi’yi çağırarak tekdir etmişse de olay böylece kapanmıştır.

 

Fevzi esir ediliyor

Kuvayi Milliye’nin teşkilâtlandığı günlerde, Karatiken’de jandarma takım komutanı olan Ermeni asıllı Teğmen Setrak Karatiken’in milli kuvvetler tarafından basılacağı endişesile Tarsus’a kaçmış, Karatiken Nahiye merkezinde bulunan jandarmalar da başlarında Fuat Çavuş olduğu halde Kuvayi MUliye’ye katılarak Gözne’ye çekilmişlerdi. Bu arada, Nahiye Müdürü olan Şükrü (Gül rahmetli) de kendisini davet eden ve bu bölgede teşkilât  yapan Musalı’lı Teğmen Veli Haşim’in tavsiye ve direktifi ile Erçel’e oradan da Silifke’ye gönderilmiştir.

Bu arada Gözne’de bulunan jandarmalar tarafından jandarma bölük komutanı Yüzbaşı Hilmi bey’e bir rapor gönderilerek Gözne’ye kadar geldikleri halde çetelere rastlanamadıklarını bildirmeleri üzerine Guvernör Kostilyer tarafından Merkez takım komutanı Fevzi’nin Gözneye giderek çeteler hakkında bilgi alması ve mümkün olduğu takdirde imha etmesi kararlaştırılmış ve Fevzi yanına aldığı jandarmalarla Karatiken üzerinden Gözne  istikametine harekete geçmiştir.

Fevzi’nin Kuvayi Milliye üzerine hareketini öğrenen, gerek Tarsus’ta bulunduğu sıralarda, gerek sonradan Kuvayı Miliye’ye iltihakında değerli hizmetleri görülen Karamehmet zade Hafız Mehmet bey, akrabası Yanpar’lı Hüseyin efendi’ye bu haber ulaştırılmış, o sırada Belenkeş’likte müfrezesini kurmuş olan Y. Üsteğmen Osman Koçaşoğlu’na durum bildirilmiş olduğundan Fevzi’nin pusuya düşürülmesi için gerekli tertibat alınmıştır.

Durumdan habersiz olarak Gözne’ye hareket eden Fevzi Musalı köyünü geçip de Sarınç mevkiine geldiği sırada birden önüne çıkan kendi jandarmalarını görünce çok memnun olmuş ve:

– Aferin! Jandarma dediğin böyle olmalı… şeklinde konuşmak istemişse de bayrak olayından yüreği yanık  olan Jandarmalardan Hacı Emin (Talas) atının gemine sarılarak aşağı indirip belindeki tabancasını almış ve kolundaki yeşil Fransız apoletlerini söktükten sonra:

– Burarsı Fransız’ların idaresinde değil Kuvayi Mil1iye’nin emrindedir. Senden Türk bayrağını yırtıp çizmelerini sildiğinin hesabını soracağız, demesi üzerine durumun ağırlığını sezen Fevzi, aşağıdan almış ve binbir vaitte bulunmuş’ isede tutuklanarak Belekeş’liğe getirilmiş ve oradan kendi jandarmalarının korumasında o günlerde kararğâhı Lâmas’ta bulunan Fedai Müfrezeler komutanlığı emrine sevkolunmuştur.

 

Fevzi kurşuna diziliyor

Fevzi kaçmayacağı ve Kuvayi Milliye’ye canla başla hizmet edeceği hakkında vermiş olduğu vade ve yemine rağmen bir gece Küçük Fındıkpınar’dan jandarmaların uykuda olduğu sırada don-gömlek yola düşmüşsede kese yollardan arkasına gönderilen Karayakup muhtarı Süleyman efendi tarafından Mersin’e yaklaştığı sırada yakalanmış ve tekrar jandarmalara teslim edilmiştir.

Fevzi’yi teslim alan jandarmalar Abdürrezak (Kıral)ın başkanlığında Hacı Emin (Talas), Durmuş (Köksal) ve Hüseyin (Tümer) den bir Harp divanı kurup sanığı muhakeme etmişler ve:

 

1 – Türk bayrağını parçalama ve hakaret etmesinden;

2 – Yeminle söz verdiği ve subay olduğu halde düşmana kaçmasından; Suçlu görülerek idamına karar verip KURŞUNA dizmişlerdir.

Fransızlar Fevzi’yi arıyor

Fransız’ların  yaptıkları teşebbüs üzerine Fevzi’nin akıbeti hakkında Silifke As. Şubesi Başkanı ve 4. Mıntıka Komutanı Binbaşı Emin (Mengenli) bey’den bilgi istemiş ve onun sorması üzerine Fedai Müfrezeler Komutanı Milis Yüzbaşı Emin Arslan (Karakaş) tarafından rapor verilmiştir:

“Tarsus Jandarma subaylarından ve Fransız teb’ası Fevzi efendi, müfrezelerim tarafından esir alınmamıştır.

Belenkeş’lik civarında milli kuvvetlere tesadüf ediyorlar ve (İşte eşkiyalar, ateş açın!…) diyor. Ateş açılıyor.

Fakat karşı tarafın eşkiya değil, milli kuvvetler olduğunu anlayan Tarsus jandarması ateşi kesiyor. Fevzi efendi bu karışıklıktan faydalanarak Tarsus’a doğru firar ediyor elde edilen bilgi budur.”

(İçel Kurtuluş Savaşı – Emin Arslan Karakaş, Cilt: 1, sahife: 50 – 51)

Diğer taraftan Fevzi’nin esareti üzerine Silifke’ye gönderildiği hakkında özel olarak kendisine teminat verilen Guvernör Kostilyer’in tercümanı Fethi hareketlerini İslâh lüzumunu duymuş ve velinimeti olan Türk’lere karşı daha müsait bir davranış takınmıştır.

 

 

30 Ekim 1918, yer, Limni adasının Mondros limanında demirli İngiliz Agamemnon zırhlısı. 1.Dünya Savaşı sonlarında yenik düşen Osmanlı İmparatorluğu heyetine, İtilaf Devletleri adına Ferik Amiral Sir S.A.G. Calthrope, 25 maddelik bir Mun’akit Mütâreke-Nâme imzalatmaya zorluyordu. Tarih kitaplarımızda “Mondros Mütarekesi” olarak geçen bu sözde ateşkes anlaşması gerçekte 600 yıllık bir imparatorluğun siyasi ve ekonomik egemenliğini sona erdiren acı bir belgeydi. Sömürge imparatorlukları bu belgeyle yetinmediler. Şubat 1919’da Paris’de toplanarak Batı Anadolu’yu Yunanistan’a vermeyi kararlaştırdılar. Bundan böyle tükenmiş imparatorluğun kalbi olan Anadolu, dört bir yandan işgale başlanacaktı. 17.12.1918 günü sabahı İngilizler Mersin’i işgale başladılar. Ş.Develi bu işgali şöyle anlatır: “Saat 9’da Mersin iskelesine yaklaşan bir filikadan çıkan İngiliz Subayı, iskele komiser muavinine bir zarf vererek gemisine dönmüştür. Mutasarrıf Galip Bey, Hükümet Konağı’nda Jandarma Bnb. Hüseyin Hüsnü, Emniyet Komiseri Hüsnü ile toplantı halindeydi. Tercüme edilen ingiliz subayının getirdiği mektupda “Ateşkesin 7. maddesi uyarınca ve son anlaşmaya göre asayişi sağlamak amacı ile Kilikya’nın işgaline Mersin’den başlanacağını, çıkarmanın istasyon yakınlarındaki iskeleden yapılacağını, Osmanlı idaresine ve memurlarına karışılmayacağı, işgalin geçici olduğu, halkın heyecana kapılmaması ve herhangi bir karşı koyma sorumluluğunun idare amirlerine ait olacağı bildiriliyordu ve “iskele civarı meydanlığı, İngiliz fabrikaları, istasyon binası ve Amerikan Kolejinin işgal edileceği, gerekli tedbirlerin alınması” isteniyordu. Saat 10 sularında Yzb.Mehmet Selahittin Han’ın Müslüman Hint bölüğü Alman iskelesinden çıkarak İngiliz fabrikasına yerleşmişlerdi. İşgalin ilk günleri olaysız geçmiştir. İşgalin başında bulunan Bnb.Bak, Mutassarrıf Galip Bey ile irtibat kurmuş ve yönetime karışmamıştır. İşgalci İngilizler karargahlarını Amerikan Koleji binasına kurmuşlar ve Üstg.Arthur komutasında istasyonda bir kontrollük tesis etmişlerdir. Olaysız geçen 16 günden sonra 2.1.1918 günü Yrb.Romieu komutasında Fransız işgal askerleri ve Ermeni Lejyon alayı Gümrük iskelesinden çıkarak Taşhan’a yerleşmiş ve işgale katılmışlardır. Fransız işgal kuvvetlerini Ermeni gönüllüleri; Taşhan, Araplar köyü, Hristiyan köyü ile Zeytinlibahçe’de çadırlara, Tunuslu ve Cezayirli askerler de askeri kışlaya ve Müftü Medresesi’ne yerleşmişlerdir. 12.11.1919 tarihinde İngiliz kuvvetlen çekilmiş ve işgalci olarak Fransızlar kalmıştır. Fransız işgal komutanlığı 19.1.1919 tarihinde yayınladıkları emirname ile Baş Administratör olarak Alb. Bremon’un Adana’ya ve Guvarnör olarak Bnb. Anfre’nin Mersin’e atandığını bildirmiştir. Anfre, hükümet konağının salonunu çalışma yeri olarak kendisine ayırmıştır. Fransız konsolosluk memurlarından Mardiros Dellalyan’ı tercüman. Deniz Subayı Tilçer’i Gümrük Kontrolörü, Üstg.Salandrı Belediye sorumlusu, Başçavuş Patini’yi Komiserliğe, Yd.Tgm.Yakupyan’ı Jandarmaya ve Hapet Tulumcuyan’ı Maliyeye atamıştır. Guvarnör Antre, Mutasarrıf Galip Beyden idare amirleri ile çeşitli cemaat mümessilleri ile tanıştırılmasını istemiş ve Tahrirat Müdürü Salim, Muhasebeci Kanbur Cemal, Tapu Müdürü Lazkiyeli Şükrü, Tahsilat Müdürü Mehmet Latif, Nüfus Müdürü Ziya, Evkaf Müdürü Hulisi, Ceza Mahkemesi Reisi Osman, Bidayet Mahkemesi Reisi ve Kadı Tahsin, Gümrük Müdürü İhsan, Jandarma Komutanı Bnb.Zühtü, Emniyet Komiseri Hüsnü Beyle tanıştırılmıştır. Guvarnör Anfrei’nin önerisi üzerine hayır ” cemiyetlerinin kurulmasına başlanmış, ancak “Türk” adına tahammül edemediği için kurulmak istenilen Türk Hayır Cemiyetinin adı evvela Cemiyetül islamiyetül Hayriye ve sonradan değiştirilerek İslam Hayır cemiyeti ismini almıştır. Cemiyet başkanlığına Müftü Abdullah, ikinci başkanlığına Ahmet-Ergelen ve Galip Hasip ve üyeliklere Ziya – Yalaz, Dr.Hayri – Tolunay – Ömer Lütfü – Kutay, Niyazi – Develi, Hacı Yusuf Ağazade Tahsin, Hıdıroğlu Ali Beyler seçilmişlerdir. Cemiyetin bilinen toplantı yeri Yeni Camii odasıydı. Bu arada Jandarma Komutanı vekili Yzb.Haydar, Bl.Komutanı Galip, Jandarma Katipi Ali Rıza, Ziya, Dr.Hayri beylerden müteşekkil gizli bir cemiyet daha kurulmuş ve Tarsuslu Palancı Mahmut Ağa’nın evinde toplanarak işgale karşı koyacak çalışmalarda bulunuyorlardı. Başka cemiyetlerde kurulmuştu. Cemiyetül islamiyetül Arabiyetül Hayriye, Cemiyetül İslamiyetül Hayriyetül Şiiye ve lslami cemiyetlerin dışında; Birleşik Ermeni cemiyeti, Rum cemiyeti, Ortodoks ve Marunilerin Arap Hristiyan cemiyetleri, Musevi cemiyeti, Kürt yardım cemiyeti.” Mersin’de Kuvayi Milliye Hareketinin Kuruluşu A. Demirtaş bu olayı şöyle anlatır: “Sivas Kongresi’nde (4-12 Eylül 1919), Mustafa Kemal’in Heyeti Temsiliye Başkanı sıfatıyla, yerel örgüt temsilcileriyle yaptığı görüşmeler sonucunda yerel örgüt¬lerin tümü, Rumeli ve Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adı altında toplanması ve milli güçlerin birleştirilmesi kararlaştırılmıştı. Bu karardan sonra yurdun her yerinde olduğu gibi İçel’de de milli örgütler, çalışmalarını bu büyük kuruluşun birer şubesi olarak devam ettirmeye başladılar. Böylece tüm askeri güçler ve halk milisleri (çeteleri) Milli Kuvvetler adıyla birleştirilerek, düzenli bir ordu disipliniyle görev yapmaya başladı. Mustafa Kemal, Kolordulara gönderdiği gizli emirde hangi Kolordunun hangi bölgelere, nasıl yardımda bulunabileceği bildirilmişti. Buna göre işgal altındaki Doğu Kilikya bölgesine Ankara’daki 20.Kolordu’nun kuzeyden, Konya’da bulunan 12.Kolordu’nun batıdan yaklaşım yaparak yöredeki Milli Kuvvetleri hazırlayacaklar ve gereken desteği vereceklerdir. Bu talimata göre Konya’daki 12. Kolordunun Binbaşı Hüseyin Hüsnü Bey başkanlığındaki subay grubu Gülnar, Ermenek ve Anamur ilçelerini dolaşarak halkla temaslar kurdular ve Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin Gülnar, Mut, Mağara, Silifke ve Kelolukyöre şubelerini açtılar. Milli Kuvvetlerin oluşmasını sağladılar, hareket planını hazırladılar. Bu çalışma ve hazırlıkların bitirilmesinden sonra mağara bucağından hareket edilerek, İçel’in doğusuna doğru ilerlemeye başladılar (20 Şubat 1920). Kaza merkezi Erçel idi. Mersin ve Tarsus’un kıyı va ova bölgeleri tamamen işgal altında bulunduğundan, Batı İçel’den sağlanan Milli Kuvvetler, bir düzen içerisinde İçel’in dağlık kesiminden doğuya doğru ilerleme ortamı bulabiliyorlardı. Mağara, Silifke, Güzeloluk, Yağda, Sorkun ve Tepeköy güzergahından Efrenk’e (Arslanköy) ulaşılabildi. 1 Mart 1920’de burası işgalden kurtarıldı. Mersin – Tarsus Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri Arslanköy işgalden kurtarıldıktan sonra Teğmen Nail Bey burada Arslanköy Müdafaa-i Hukuk Heyeti’ni oluşturdu. Başkanlığa Ali Yıldırım (Çolak Ali) getirildi. 20 Mart 1920’de Belenkeşlik’de Tarsus Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurulmuştur. Başkanlığına da Hacı İshak Ağa getirilmişti. 25 Mart 1920’de Mersin Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, Çavuşlu köyünden Hıdır oğlu Ali Efendi başkanlığında bir heyet seçilmiştir. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, Çavuşlu köyünden Hıdır oğlu Ali Efendi başkanlığında bir heyet seçilmiştir. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Heyeti temsiliye Başkanı Mustafa Kemal Paşa, Mersin Sancağı’nın da Büyük Millet Meclisi’nde temsil edilmesi için 5 milletvekilliği için 4 aday göndermiş, birisini de Mersin halkının seçmesini ve sonucunun acilen, 23 Nisan 1920 tarihine kadar ulaştırılmasını istemiştir. Mersin işgal altında olduğu için, aday seçiminin Elvanlı’da olması, hazır bulu¬nan 40 kusur kişinin oyu ile Ziya (Eraydın) Bey seçilmiştir (3 Nisan 1920). Daha sonra Kurtuluş Savaşı için hazırlıklar yapılmaya başlanmıştır. Müdafaa-i Hukuk Üyeleri Gözne’ye gelerek ve Muhtar Maraşlı Ali Efendi’nin de fikri alınarak, sonradan vali konağı olan bina 10 yataklı bir hastane şekline getirilmiştir. İçel’deki Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri’nden istenen yardımlar da gelmeye başlamıştır. İlk kez 1 Haziran 1920’de Silifke’den 1.350 liralık yardım ulaşmıştır. Bu yardımlarla sağlanabilen silah, cephane, giyecekler dağ köylerinin belirli merkezlerinde depolanmıştır. Mersin – Tarsus Cephelerinde Yapılan Savaşlar Savaş düzeni olarak Mersin – Tarsus bölgesi üç bölüme ayrılmıştır. Alata deresiyle Deliçay arası Mersin grubunu; Deliçay ile Tarsus Çayı arası Tarsus grubunu; Tarsus Çayı ile doğusu da Kavaklıhan grubunu teşkil ediyordu. Milli Müfrezeler (birlikler) bu alanlarda yerleşerek savaş düzenini alacaklardı. Heyeti Temsiliye’nin talimatı üzerine Tarsus grubundaki müfrezeler şunlardır:Bozkurd Müfrezesi, Tarsus Gençler Müfrezesi, Selçuk Müfrezesi, Demirbaş Müfrezesi, Tozkoparan Müfrezesi, Gökbayrak Müfrezesi, Süvari Müfrezesi, Göçüklü Karahacı Müfrezesi, Polat Ağa Müfrezesi, Incirgedikli Derviş Ağa Müfrezesi, Kamberlihöyüklü Veysel Çavuş Müfrezesi, Eminlik’den Molla Nasuh Müfrezesi, Karayaylalı Müfrezesi, Berdan Müfrezesi, Semil Çavuş Müfrezesi, Efeler Müfrezesi, Karafaki-Arslanyürek Müfrezesi, Urfalı Mehmet Müfrezesi, Kurbanlı Akış Ağa Müfrezesi. İşgal kuvvetleriyle Kuvayi Milliye arasında Mersin grubunda Başnalar, İçmeler, Subendi, Emirler, Kızılyar, Mezitli ve Arpaçsakarlar savaşları yapılmıştır. Tarsus gurubunda ise Eshabıkehf, Hacıtalip, Bağlar ve Karadırlik Kavaklıhan grubunda da Karboğazı ve Kavaklıhan savaşları yapılmıştır. 20 Aralık 1921 Ankara Antlaşması İmzalanıyor Asker ve silah bakımından Milli kuvvetlerimizden kat kat üstün olan Fransızlar, Mersin, Adana, Urfa, Antep ve Maraş gibi geniş bir cephede tutunarak Ermenilerle ortak bir devlet hayali içindeydiler. Fakat Milli kuvvetlerimizden beklemedikleri çetin bir gerilla savaşı karşısında umutsuzluğa kapılarak verdikleri ağır kaybı daha da büyütmek istemediler. Fransa’daki iç siyasi çekişmelerde savaşı bırakıp çekilmeyi gerektirdiğinden, önce Ankara’da kurulan yeni Türkiye devletini tanıdılar. Fransızlarla başlayan temaslar ve görüşmeler sonucu 20 Aralık 1921 tarihinde Ankara’da Franklin Bouillon ile Fethi Okyar arasında Ankara Antlaşması adıyla bilinen bir antlaşma imzalandı. Ankara Antlaşması, özerk bir yönetime sahip olmasını öngördüğü İskenderun Sancağı dışında, bütün Kilikya’nın, bu arada Mersin ve İçel’in Türkiye’ye bırakılmasını öngörüyordu.” Mersin ve Tarsus’un Kurtuluşu Ankara antlaşmasının taraflarca onaylanmasından sonra, Fransızlar işgal altında tuttukları Kilikya kentlerini kısa süre içinde boşalttılar. Fransızlar’ın Tarsus’u boşalttıkları gün 27 Aralık 1921’de, Adana’daki Türk alayının bir taburu ve bir süvari bölüğü Tarsus’a, 3 Ocak 1922’de de Mersin’e girdi, böylece Mersin ve Tarsus’un kurtuluşu sağlanmış oldu. Atatürk’ün Mersin Ziyaretleri Atatürk yurdun birçok yerini olduğu gibi, Mersin’i de birçok defa ziyaret etmiştir. Mersin’e ilk zi¬yareti Cumhuriyetten önce 5 Kasım 1918’de olmuştur. Atatürk, bu ziyaretinde Silifke sınırları ve Toros eteklerinde, karakolların artırılmasını ve dağ köylerine depolardaki yeni silah ve cephanelerden bol miktarda dağıtılmasını yetkililere tavsiye etmiştir. Gazi Mustafa Kemal Paşa, 17 Şubat-4 Mart 1923 arasında İzmir’de toplanan “Türkiye iktisat Kongresi”nden sonra ilk yurt gezisini Adana ve Mersin’e yapmıştır. Mersin ve Tarsus’u ziyaret etmek üzere Gazi ve yanındakiler, 17 Mart 1923 Cumartesi sabahı 9.45’de Adana’dan trenle hareket etmişlerdir. Yenice istasyonunda Mersin ve Tarsus’dan gelen heyetlerin karşıladığı tren, Tarsus’dan halkın coşkun sevgi gösterileri ve alkışları arasında yavaşça geçerken, Gazi, pencereden Tarsusluları selamlıyordu. Saat 11.30’da murt dallarıyla süslenmiş Mersin tren istasyonuna halkın coşkun tezahüratlarıyla girdi. Gazi, eşi Latife Hanımla trenden indikten sonra istasyon önündeki merasim kıtasını teftiş etti. Önce hükümet binasına, daha sonra da Belediye binasına gelen Gazi, başkandan belediye hizmetleriyle il¬gili bilgi aldı. Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti ve Gençler Yurdu’nu ziyaretinde, gençlere çok çalışmalarını tavsiye ederek, Türk Ocağı’na katılmalarını önerdi. Belediyenin şereflerine verdiği ziyafete katılmak üzere hep birlikte Mersin Palas Oteline (Günümüzde Mersin Oteli), daha sonra Askeri Mıntıka Kumandanlığına gidildi (Yandığı yerde şimdi Özgür Çocuk Parkı vardır.). Burada Askeri törenle karşılanan Gazi ve yanındakiler, bir süre dinlendiler. Binanın bir bölümünde öğretim yapılan Mersin Ticaret Rüştiyesi’ne geçildi. Girdikleri sınıfta dersi dinleyen ve öğrencilere sorular yönelten Gazi, alkışlar arasında binadan ayrıldı. Program gereğince Millet Bahçesi’nde çay içilecek, kent adına Hükümet Tabibi ve Türk Ocağı Başkanı Dr.Reşit Galip Bey konuşacaktı. Bahçede murt dalları, çiçeklerle süslenmiş ve bayraklar asılmış yüksekçe bir yer hazırlanmış; yaldızlı büyük iki koltuk konulmuştu. Ancak, Gazi bahçeye girdiğinde iki tahta sandalye çekti, eşiyle birlikte oturdular, çaylar içildi. Reşit Galip Beyin heyecanlı bir ses tonuyla söylediği, anlamlı, ve samimi hitabını dinlerken ve özellikle “senin büyüklüğün, bu milletin bir ferdi olmakla iktifa ve iftihar etmendir” sözlerinden çok duygulandı. Sonra kürsü olarak hazırlanan masanın üzerine çıkarak “Mersinliler, memleketiniz, beldeniz Türkiye’nin çok mühim bir noktasında bulunuyor. Çok mühim ticaret noktasıdır. Memleketiniz bütün Dünya ile Türkiye’nin irtibat noktasının en mühim yerindedir. Bunu sizler benden iyi biliyorsunuz…. Aziz Arkadaşlar, bu memleketin hakiki sahibi olunuz” dediği hitabesini söyledi. Sürekli alkışlar ve övgü sözleri arasında kürsüden indi ve halkın “Yine bekleriz Paşam” tezahüratıyla istasyona uğurlandı. 16.30’da Tarsus’a hareket ederken pencereden uğurlayanlar, selamlıyordu. Atatürk 20.1.1925 tarihinde yine Eşi Latife Hanımla birlikte Mersin’e gelmiş ve günümüzde Atatürk evi olarak müzeye dönüştürülen Christmann Köşkü’nde misafir edilmiştir. Bu ziyaretinde Mersin’de iki, gun kalmıştır. Atatürk Hac, Beyden, güneyde bir çiftlik almak istediğini ve tavsiye edecekleri bir yer olup olmadığını sormuştu. Hacı Bey, Silifke’de bir yer olduğunu söylemiş ve Atatürk 29.1.1925 günü satın almak istediği Tekir-Olukbaşı çiftliğine gitmiştir. Bu çiftlik Abidin Paşa’dan Bodasakiye, kurtuluştan sonrada hazineye geçmişti. Atatürk çiftliği hazineden satın almıştır. Burası modern bir çiftlik haline getirilmiş, bağış üzerine yine hazineye devredilmiştir. Atatürk, 10.5.1926 tarihinde Konya üzerinden trenle Mersin’e gelmiş ve doğruca limandaki Ertuğrul yatına binerek Taşucuna gitmiştir. Atatürk, bundan sonra üç defa daha Mersin’e gelmişse de kentte kalmamıştır. Atatürk, 19.11.1936 tarihinde yine tren yoluyla Mersin’e gelmiştir. Bu gelişinde Vali Konağı’nda kalmıştır. Mersin Valisi olan Rüknettin Nasihioğlu’na:”Vali Bey, konağı çabuk düzenle ve noksanlarını tamamlayın. Her sene Nisan ayını burada geçirmek istiyorum” demiştir. Atatürk’ün Mersin’e son gelişi ise 20.5.1938 Cuma günü 13.30’dur. Bu ziyaretinde de Vali Konağı’nda kalmıştır. Konağın balkonunda oturduğu sürece halk karşı kaldırımda, oradan ayrılıncaya kadar, uzun süre sevgi ve ilgi ile büyük kurtarıcıyı izlemiştir. Atatürk’ün Tarsus Ziyareti 17 Mart 1923 günü Gazi, Eşi Latife Hanım ile beraber Mersini ziyaret ettikten sonra akşam üzeri Tarsus’a geldiler. Akşam yemeğini yemek üzere Mehmet Rasim (Dokur) Bey’in evine gidildi. Mehmet Rasim Bey, İstiklal Savaşı’nda, Türkiye Büyük Millet Meclisi ordusunun tüm bez ihtiyacını kendi fabrikasında dokuyup göndermişti. Gazi, akşam yemeğinde Rasim Bey’e:”Kurtuluş Savaşımızda bize fabrikanız ile büyük destek sağladınız. Ordunun bez ihtiyacının büyük bir kısmını temin ettiniz. Size borcumuz oldukça çoğalmıştır. Size olan borcumuz nedir ve nasıl öderiz?” diyen minnet dolu sözlerine Rasim Bey’in yanıtı şöyle olmuştur:”Paşam, Türk Ordusuna fabrikam feda olsun. Hükümetimizin bana hiç bir borcu yok.” 17 Mart gecesi Atatürk ve eşi, eski belediye binasının bulunduğu yerde (Bu bina 1958 yılında yıkıldı.) kaldılar. Binanın etrafı çepeçevre Tarsuslu insanlarla dolup taşmıştı. Etrafta meşaleler, ateşler yakılmış, adeta tüm Tarsuslular nöbet tutmuşlardı. Gazi, arada bir kaldığı binanın balkonuna çıkıp Tarsus¬luları selamlıyordu Gazi, balkondan:”Vakit geç oldu. Lütfen istirahat edin. Evlerinize çekilin” diye seslenmesine rağmen, Tarsuslular Gazi’nin kaldığı evin etrafında sabaha kadar oturdular. 18 Mart 1923 günü, Şelale civarında bulunan Sadık Paşa’nın un fabrikasına giden Gazi ve eşi, burada sabah kahvaltılarını yaptıktan sonra, Şeyh Sünusi’nin evini ziyaret ettiler. Gazi, buradan Türk Ocağı’na giderek gençlere seslendi. Hatıra defterine de şunları yazdı:”Tarsus Türk Derneği altında birleşen ve Türklük harsını (kültürünü) yükseltmek gibi kıymetli vazife ifa eden Türk Gençliği’ni takdir ederim. Temenni ederim ki; dernek bu dakikadan itibaren Tarsus’da Türk’ün sönmez ocağının yandığı¬nı ismi ile de ilan etsin. 18-19 Mart 1923 Gazi” Aynı gün çiftçilere hitaben de bir konuşma yapan Gazi, Tarsus’un birçok tarihi ve dini yerlerini de gezdi. Paşayı izleyen Tarsuslular arasında bulunan kadın mücahit Adile Çavuş:”Bastığın toprağa kurban olayım Paşam” diyerek Gazi’nin ayaklarına kapanmıştır. Atatürk, Adile Çavuş’u elinden tutarak kaldırmış:”Kahraman Türk kadını! Sen yerlerde sürüklenmeye değil, omuzlar üstünde göklere yükselmeye layıksın” diyerek o ünlü sözlerinden birini söylemiştir. Daha sonra İttihat ve Terakki Mektebini (Eski Türk Ocağı İlkokulu) ziyaret eden Gazi Paşa, burada öğrencilerle jimnastik dersi yapmış, sınıfta ise tarih dersi vermiştir. Atatürk, 27 Ocak 1925’de Silifke’yi de ziyaret etmiştir